KASIM-ARALIK 2025 / RÖPORTAJ
“Hayvancılığa ailemden gizli aldığım bir buzağı ile başladım”
Mehmet Akif Yazıcı… Türkiye onu Masterchef yarışmasındaki renkli kişiliği ile tanıdı. Yarışmadan sonra yayla hayatıyla ilgili yaptığı sosyal medya paylaşımları sevilerek takip edilen Mehmet Akif Yazıcı’nın hayvancılık hikâyesi ailesinden gizlice aldığı ve yetiştirdiği tek bir buzağı ile başlıyor. Rize’nin Çayeli ilçesinde yaşayan Yazıcı ile hayvancılık yapmak isteyenlere tavsiyeler de verdiği keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.
Televizyon ekranları ve sosyal medyadan sizi tanıyor olsak da sizi kendinizden dinleyebilir miyiz?
Ben, Rize Çayeli’nden Mehmet Akif Yazıcı; 25 yaşındayım, lise mezunuyum. Liseden sonra hiç okumayı düşünmedim. Çünkü okumakla ilgili bir hayalim yoktu. Hep okumadan daha hızlı nasıl hayatımı kurabilirim diye düşündüm. Onun için de hiç üniversite hayatı düşünmedim. Liseden sonra direkt hayvancılığına odaklandım. Yaylayı ve hayvanları çok sevdiğim için ikisini bütünleştirebileceğim tek iş hayvancılıktı. O yüzden hayvancılık yapıyorum.
Nasıl bir çocukluk geçirdiniz, aileniz de hayvancılıkla mı uğraşıyordu? Hayvancılığa başlama hikâyenizi bizimle paylaşır mısınız?
Çocukluğum çok güzeldi çünkü köyde yaşıyorduk. 12 yaşıma kadar köydeydik. Ailemin de ticaret amaçlı değil ama hayvanları vardı. Burada 15 sene öncesine kadar herkesin evinin ihtiyaçlarını karşılamak için bir tane de olsa ineği vardı. Bizim de 3-4 tane ineğimiz olurdu. Annemin ailesi hep hayvancılıkla uğraşmış. Annem de o kültüre sahip olduğundan ailemiz için yabancı bir uğraşı değildi.
Benim hayvancılığa başlama hikâyemse şöyle: Ben zaten hayvanları çok seviyorum. Lise sondayken teyzem hayvancılığa başlamıştı. Ben de çok sevdiğim teyzemle sürekli vakit geçirdiğimden, hayvanlarla daha çok haşır neşir olma fırsatım oldu. Çocukken de hayvanları çok severdim ama çocuk aklıyla bir şeyleri idrak edemiyorsun. Ama lise sonda artık aklım yetiyordu. 18 yaşında artık ben bunu yapabilir miyim, yapamaz mıyım düşünüyordum. Teyzemin yanında hayvancılığın iyisini, kötüsünü, doğrusunu yanlışını öğrendim. Ailemden gizli ve teyzemle iş birliği yaparak lise sondaki staj paramla bir tane buzağı aldım. Teyzem de sağ olsun buzağıma baktı. Buzağı büyüdü, 1 yaşına gelince bir komşumla onu yaylaya yolladım. Köyde yaşlılara çok yardım ederim, işlerine koştuğum için beni çok severler ve bir dediğimi iki etmezler. Benim de buzağıma yaylada baktılar. Hamile oldu doğurdu derken bu şekilde sayıları arttı. Çok şükür şu anda bu durumdayım.
Katıldığınız bir yemek yarışmasıyla tüm Türkiye sizi tanıdı ve sevdi, sosyal medya ile takip etmeye de başladılar. Sosyal medya sizin günlük yaşantınız ve yaptığınız iş bakımından ne ifade ediyor? Sadece sosyalleşmek mi yoksa ticari bir yönü de var mı?
Sosyal medyada tanınmak çok farklı bir duygu. İnsanlar tarafından her bulunduğunuz ortamda tanınmak kimi zaman güzel bir şey, kimi zaman da çok zor bir durum oluyor. Çünkü herkes birden bire seni tanıyor ve sen onları tanımayınca hafıza kaybı yaşamış gibi oluyorsun. Onlar sosyal medyadan bana çok hâkimler. Beni kırk yıldır tanıyormuş gibi davranıyorlar ama ben karşılığında bir yabancı gibi tepki veriyorum; mimikler falan… Çok zor durumlar yaşadığım da oluyor yani. Asla politika yapamadığım için çok zorlanıyorum o konuda.
Sosyalleşmek açısından bakarsak yeni insanlar tanıyorsun. Mesela sosyal medya üzerinden dostluklar kurduğum çok oldu. Aynı işi icra ettiğimiz kişilerle tanıştık.
Sosyal medyanın normalde ticari bir yönü var tabii ki. Sosyal medyada çok fazla iş yapanlar, maddi olarak kazanç elde edenler var. Ama benim yok denecek kadar az, hatta yok diyebiliriz. Normal işlerim zaten çok olduğu için sosyal medyaya çok yönelemiyorum.
ÇOK SEVDİĞİM BİR HAYATI YAŞIYORUM
Sosyal medyada sizi takip eden kitlenin geri dönüşleri nasıl oluyor? Yaptığınız paylaşımların kırsalda yaşamak konusunda özendirici olduğunu düşünüyor musunuz?
Benim sosyal medya istatistiklerime göre takipçilerimin yüzde 55’i 40-55 yaş arasında. Yani gençliklerinde, bekârlıklarında köyde yaşamış insanların köye duydukları özlemden kaynaklı olarak beni takip ediyor. Gençler tarafından özendirici mi derseniz… Gerçekleri konuşmak gerekirse ben yaptığım işleri atamıyorum oraya. Çünkü çalışıyorum, sürekli hareketli bir iş yapıyorum. Bu yüzden tripod yerleştirip video çekemiyorum. Video çekeyim derken işlerim çok fazla aksıyor. Çünkü ben bu işleri influencer olmak için yapmıyorum. Ben zaten bu işlerin içindeyim. Orada tanınmış olmak veya video atmak benim için önemli değil. İşim benim için daha önemli. Ama kimi insanlar, şehirden köye dönenler influencer olmak için videolar çekip uğraşıyorlar. Ben tam tersi iş yaparken videoyla oyalanmak istemiyorum. Bir an önce işimi bitirmek istiyorum, zaten iş bitmiyor. Özendiriciliğe gelince; ben özenebilecekleri bir video atmıyorum. Ben köy hayatının gerçek yüzünü tamamen yansıtıyorum ki tam da yansıtamıyorum çünkü videosunu attıklarım işlerin yüzde 15’i diyebilirim. Arkamda 50 kilo yükle neredeyse düz duvar gibi bir yokuştan tırmanırken attığım videoya, bugün şehirde elinde tabletle oturan çocuğun özenmesi çok zordur diye düşünüyorum. Ama bazı paylaşımlarım, videolarım çok hoşuma gidiyor. Çünkü ben çok sevdiğim bir hayatı yaşıyorum. Yani videolarımı izlerken tekrar o anı yaşıyorum, aşk yaşıyorum.
INFLUENCER OLMAK İÇİN ÇABA GÖSTERMİYORUM
Türkiye’de son yıllarda az da olsa kentlerden köylere tersine bir göç durumu da söz konusu? Size göre bunun sebebi nedir? Sosyal medyanın bunda etkisi var mı?
Evet, sosyal medyanın çok fazla etkisi var. Şöyle ki, insanlar kolay para kazanma sistemine aşırı derecede ilgi duyduklarından, “bir an önce nasıl zengin olabiliriz, çok para kazanabiliriz” düşüncesiyle köye dönüyorlar, vlog çekiyorlar, influencer oluyorlar. Şehirden köye göç ediyorlar, iki fidan dikiyorlar, bir sera yapıyorlar veya köyde bağ evinde “şunu yaptık, bunu yaptık” tarzında videolar çekip paylaşımlar yapıyorlar. Şu anki genç neslin zaten youtuber olma hayali var. O yüzden sosyal medyanın bunda bence çok büyük bir etkisi var.
Tersine göç konusunda ise evet orta yaşlı insanlarda, emekli insanlarda köylere hep bir hasretlik var. Şehirdeki geçimden dolayı da köylere gerçekten göç edenler var. Genç nesilden çok olmasa da köye göç edenler var. Benim etrafımda da birkaç tane var; influencer olmuşlar, yani bu yine sosyal medyaya dayanıyor.
Bize yaylada geçirdiğiniz bir günü ve hayvanlarla ilişkinizi anlatır mısınız?
Günlerimiz hayvancılık yaptığımız için ve tamamen beden gücüne dayandığı için çok yoğun geçiyor. Bizde süt sağımında makineleşme yok. Bunun sebebi makine alamadığım için değil tamamen geleneksel yollarla yapma taraftarı olduğum için.
Sabah saat 05.00’te kalkarız. Sobamızı yakarız ve hemen ahıra gideriz. Sonrasında ahırda ineklerin süt sağma işlemini yaparız. Ahırın gübresi atılır, ahır yıkanır. Yaylada ahırı suyla yıkarız, temiz olsun diye. Bu 2-2,5 saat sürer. Sonra hayvanları çözeriz saat 07.30-08.00 gibi çimenliğe otlamaya götürürüz. Otlakta hayvanları bırakırız. Eve döneriz ve sütleri süt evine getiririz. Orada sütleri biraz ısıtır, sonra sütün kaymağını makineyle ayırırız. Bu da 1 saat falan sürer. Eskiden makinemiz kolluydu ve biz çevirirdik, şu anda motorlu makine var. Mantık aynı ama artık motor çeviriyor mekanizmayı. O onu yaparken biz de o arada bir önceki gün yaptığımız mincileri (peynir) torbalara koyarız, kazanlarımızı ve torbalarımızı yıkarız. Saat 10.00 gibi eve ineriz, kahvaltımızı yaparız. Oradan tekrar süt evine gider, kabı kacağı, makineleri temizleriz. Sütlerimizin fermantasyonu gerçekleşince peynir yaparız. Saat 14.00-15.00 olur.
Yaylada bahçemiz de var. Bahçede yapmamız gereken işler oluyor. Odun kullandığımız için odun yapmamız gerekiyor. Havada sis varsa hayvanları gözlemlememiz gerekiyor, yabani hayvanlardan korumak için veya hayvanlarımız yuvarlanmasın, düşmesinler diye. Anlattıklarım dışında anlık çıkan işler de oluyor. Akşam 17.00’de hayvanlar kendiliğinden ahıra geliyorlar. Gelmeyen olursa gidip bir şekilde buluyoruz. Sonra hayvanları teker teker bağlayıp sağıyoruz. Sütleri alıp süt evine inip kaymağını ayırıyoruz. Sonra ayrıştırdığımız sütten peynir vs. yapıyoruz. Akşam oluyor yemeğimizi yiyoruz ve 20.30-21.00 gibi günümüzü sonlandırıp yatıyoruz.
SADECE KENDİNE GÜVENENLER HAYVANCILIK YAPSIN
Sizin gibi hayvancılık yapak isteyen ancak cesareti olmayan gençlere tavsiyeleriniz var mı?
Ben hayvancılığa başlarken kimseden bir fikir ya da cesaret almadım. Çünkü fazlasıyla kendimden emindim ve kendime güveniyordum, hâlâ da böyle bir insanım. Benim hayvancılık yapmak isteyen kardeşlerime, ablalarıma, ağabeylerime söyleyeceğim şudur: gerçekten kendini dinlesin, çünkü başka birinin aklıyla hareket edilecek bir iş kesinlikle değil bu. Bu iş bir insanın bebeği olmasına benzer. Basit bir iş değil çünkü bir canlı besliyorsun. Bu canlının bakımına, hizmetine özen göstermek gerekiyor. Bu evde köpek bakmaya ya da tavuk yetiştirmeye benzemez. Tavuğun yemliği, suluğu var dolduruyorsun ama hayvanların saatli bir şekilde sabah, öğlen, akşam yanına gitmek gerekir. Ne gezmeye gidebilirsin ne sabah yatabilirsin ne akşam yatabilirsin. Tamamen hayvana odaklı hayatını kuruyorsun. O yüzden çok iyi düşünüp, karar verip bu işe girmelerini isterim. Eğer bu dediklerimi yapamazlarsa hayvanlar zarar görür. Ama kendinden emin herkese bu işi yapmalarını tavsiye ediyorum. Bu konuda da etrafımdakilere hep “ahırlar ambara dönüştü, ahırlarımız şen olsun, ahırlar dolu olsun, köy yine gübre koksun, köye geldiğimizi anlayalım, köy parfüm kokmaz, köy gübre kokar” derim. Tabii ki kimseye anlatamıyorsun, çünkü hayvancılığın zorluklarını yaşayan, bilen, tekrar cesaret edip hayvancılığa başlamak istemiyor. Şu anda insanlar “uğraşıp yiyeceğime hazır yapanlardan alıp tüketirim” diye düşünüyor.
POPÜLER KÜLTÜRE UYMAK İÇİN KÖYE GİTMEK YANLIŞ
Gençlere tavsiyem; ne yapacaklarına karar verirken çok akıllıca düşünmeleri. Popüler kültüre uyup, bir furyaya uyup köye gitmek çok yanlış. Mantıklı düşünerek, hayatta olabilecek bir işi icra etmek gerekiyor. Bugün bir influencerlık, youtuberlık yani hızlı para kazanma yöntemleri bir anda sona erebilir. Ama gıda tüketimi hiçbir zaman bitmeyeceği için bu iş de bitmez. Aslında amatör de olsa küçük bir fabrikatör oluyorsun. Ben şu an kendimi küçük bir fabrikatör gibi görüyorum. Çünkü insanlara hizmet veriyorum. Ülkeme katma değer sağlıyorum. Bir ürün üretip ülkemin insanına satabiliyorum. Bu da bana gurur veriyor ve herkesin de benim gibi gururlanmasını isterim.
Hayvancılığın en sevdiğiniz ve sizi en çok zorlayan yönleri neler?
Hayvancılığın en sevdiğim yönü hayvanların çok vefalı olması, sahibine sadık olması. Bu beni çok derinden etkiliyor. Örnek veriyorum, sattığınız bir hayvanı 5 yıl sonra gidin görün o hayvan sizi tanıyor, gözleriyle dile geliyor. Bunu hayvancılık yapan anlar. Yapmayana anlatırım, anlamış gibi yapar ama bendeki bu duyguyu anlayamaz.
Beni en çok zorlayan yönüyse; hayvanlarla çok fazla duygusal bağ kuruyorum. Beni vejetaryen olmaya zorlayacak kadar çok duygusal bağ kuruyorum. O duygusal bağ beni şöyle zorluyor; hayvanlarımı asla satamıyorum, sattığımda psikolojik olarak çöküntü yaşıyorum. Hayvanlarıma yanlışlıkla bir şey olduğunda ya da hayvanlarım hastalandığında ben psikolojik olarak çöküyorum, ruhen dünyadan kopuyorum, bütün düşüncelerim o hayvana odaklı oluyor. Yani bir canlı Mehmet var ama zihnim yok gibi oluyor. Hayvanlarımdan ayrılamıyorum, neticede satmasan da ölüyorlar, bunlar beni çok zorluyor, Ne yapacağımı da bilmiyorum. Her zaman da söylüyorum; ben bu işi bırakacak olursam bu acıyı bir kez yaşamak için tek kalemde bırakırım. Yoksa ömrüm yettiğince ben bu işte ilerlemek istiyorum.