Birleşmiş Milletler, 2000’li yıllara girerken “yeni bin yıla daha iyi bir dünya ile başlamak” amacıyla açlık, sağlık, su, çevre gibi alanlarda küresel düzelmeler sağlamak için bütün ülkelerin mutabakatıyla “Milenyum Kalkınma Kararları”nı aldı. O zamanlar insanlık onuru için yeni bir başlangıç olarak kabul edilen bu kararların uygulanabilmesinin ne kadar zor olduğu ve bütün sorunların kırsal bölgelerde aşırı fakirlikten kaynaklandığı bilinmiyordu. Bunun farkına varıldığında ise bütün çözümlerin ekonomik çıkışının tarıma dayalı modeller ve sistemlerde olduğu görüldü. Fakat bu tespit aynı zamanda çok derin bir sorunu ortaya koyuyordu. Dünyayı kurtarması planlanan küçük aile çiftçileri daha kendilerini bile kurtarmaktan acizdi. Bunun sahada bir uygulama aracına ihtiyacı olduğu anlaşıldı. Bu araç, kooperatifler olarak tespit edildi. Araç, o kadar başarılı oldu ki 2012 yılı BM tarafından Uluslararası Kooperatifler Yılı (IYC 2012) ilan edildi.
Bu süreçte BM, 2015 yılında Milenyum Kalkınma Kararlarını daha da geliştirerek 2030 yılına kadar tamamlanmak üzere, Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini (SDG) açıkladı. Burada da yine temel uygulama aracı kooperatifler olacaktı. Sonrasında yaşanan pandemi ve birkaç küresel kriz karşısında kooperatiflerin yine etkili bir çözüm aracı olduğu görülünce 2025 yılı ikinci kez Uluslararası Kooperatifler Yılı (IYC 2025) ilan edildi. Dünyanın dikkati özellikle kooperatiflere çekildi.
Geçen yıl etkinlikleri desteklemek amacıyla Kooperatiflerin Tanıtımı ve Geliştirilmesi Komitesi (COPAC) kuruldu. Bu kapsamda ICA tarafından “Birlikte Daha İyi Bir Dünya İnşa Etmek: Kooperatiflerin Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine Katkıları” konulu bir dizi etkinlik ve rapor hazırladı. Toplam 17 başlıkta belirlenen hedeflere ulaşmada kooperatiflerin lokomotif etkileri sayesinde daha iyi bir dünya inşa etmenin ancak birlikte çalışarak mümkün olduğunu anlatan çalışmalar yapıldı. Kooperatiflerin dünya çapında bir milyardan fazla ortak için ekonomik kapsayıcılığı, demokratik katılımı ve sosyal dayanışmayı teşvik ederek neler başarabileceği anlatıldı. Kooperatif hareketinde farkındalığı artırmak, büyümeyi teşvik etmek ve kooperatif girişimini özendirmek için etkinlikler düzenlendi.
Sizlere bu çalışma serisinde 12 numaralı, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi kapsamında tüketim ve üretim yoluyla daha iyi bir dünya inşa etmek için kooperatiflerin nasıl sorumluluk almaları gerektiğine dair rapordaki dünyadan başarı örneklerini paylaşacağız.
Bu arada ülkemiz adına belirtilmesi gereken çok önemli bir tespit var. Dünyanın 21. yüzyılda fark ettiği bu durumu, günümüzden yaklaşık 100 yıl önce ilk kez Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk tespit etmiş. Kendisi bizzat 1925 yılında ilk tüketim kooperatifinin ve 1936 yılında ilk tarım kredi kooperatifinin kurucu ortağı ve başkanı olmuştur. Hayat pahalılığına karşı piyasa sistemi içinde vatandaşın en iyi mücadele yolunun kooperatifler olduğunu ve bunların birlikte dayanışarak güçlü olabileceklerini anlatmaya çalışmıştır. Onun bir asır öncesinden bizler için yaptığı uyarılar, bugün dünyanın en üst teşkilatları tarafından “kurtuluş reçetesi” olarak gösteriliyor.
SDG 12: SORUMLU TÜKETİM VE ÜRETİM YOLUYLA DAHA İYİ BİR DÜNYA İNŞA ETMEK
Birleşmiş Milletler Teşkilatının 12. sıradaki Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi (SDG), dünyayı daha az kaynakla daha iyi işler yapmaya teşvik etmeyi ve yeniden kullanım, onarım ve geri dönüşümü önceleyen bir modele geçişi desteklemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca işletmeleri ve hükümetleri sürdürülebilirlik uygulamalarına entegre etmeye ve tüketicileri bilinçli seçim yapmaya çağırmaktadır.
Kooperatifler; sürdürülebilirliğin kimliklerine, yönetimlerine ve operasyonel mantıklarına yerleşmiş olması nedeniyle sorumlu tüketim ve üretimi ilerletmek için benzersiz bir konumdadır. Örneğin, kooperatifçiliğin evrensel ilkelerinden yedincisi olan topluma karşı sorumluluk, kooperatiflerin ortakları tarafından onaylanan politikalar aracılığıyla toplumun sürdürülebilir kalkınması için çalışma taahhüdünü ortaya koymaktadır.
Sürdürülebilir üretim ve verimli kaynak kullanımı açısından, Tanzanya’nın Monduli ve Longido bölgelerindeki kadınların kurduğu Pastoral Kadınlar Konseyi (PWC) örnek gösterilebilir. Bu geniş çaplı kooperatif, yerel olarak temin edilebilen malzemeleri kullanarak geliştirilmiş enerji tasarruflu sobalar ve yalıtımlı ocaklar üretimi konusunda destek vermiş, bu da yakındaki diğer kooperatif ortaklarına doğrudan faydalar sağlamıştır.
Japon Tüketici Kooperatifleri Birliği, çiftçilerle iş birliği içinde, pestisit ve kimyasal girdilerin kullanımının azaltılmasını teşvik eden çevresel üretim standartları geliştirmiştir.
Meksika’daki Baja California Bölgesel Balıkçılık Kooperatifleri Federasyonu (FEDECOOP) aracılığıyla 13 balıkçılık kooperatifi, yerel balıkçılığın iyileşmesine ve uzun vadeli sürdürülebilirliğine katkıda bulunan 10 Bölgesel Balıkçılık Kullanım Hakkı Bölgesi’ni ortaklaşa yönetmektedir.
İspanyol tarım kooperatifi Càmara Arrossera del Montsià, sorumlu tüketim ve tüketici bilinci konusunda ORYZITE Projesiyle pirinç kabuklarını petrol bazlı plastiklerin önemli bir kısmının yerini alabilecek sürdürülebilir bir malzemeye dönüştürmüştür.
Arjantin’de Cooperativa Obrera perakende faaliyetlerinde bilinçli satın almayı, ürün farkındalığını ve sorumlu toplumsal katılımı teşvik eden eğitim programlarıyla tüketiciyi birleştirmektedir.
Kooperatifler, atık miktarını azaltmada ve geri dönüşüm girişimlerini artırmada önemli bir rol oynarken çalışanlar için onurlu geçim kaynakları sağlamaktadır. Bu durum, Brezilya’nın Belo Horizonte kentindeki atık toplayıcı kooperatiflerinin deneyimiyle örneklendirilmektedir. Daha geniş anlamda ise kooperatif yönetim yapıları aracılığıyla sorumlu tedarik zincirleri ve daha fazla şeffaflık da güçlendirilmektedir.
Kooperatifler sorumlu tüketim ve üretim için pratik modeller sunmalarına rağmen genellikle bu alanda destekleyici olmayan sistemlerde faaliyet göstermekte ve döngüsel ekonomi stratejilerinde yeterince temsil edilmemektedirler. Sorumlu tüketim ve üretime ulaşmak, karar alma süreçlerinin merkezine insanları, toplumları ve uzun vadeli sürdürülebilirliği yerleştiren ekonomik modeller uygulanabilmesini gerektirir. Kooperatifler, bu ilkeleri zaten pratikte somutlaştırabilen en etkin araçlardır. Bu nedenle artık ihtiyaç duyulan şey, çözümlerin artırılmasında kooperatif yapılarının tam potansiyellerine ulaşmasına olanak tanıyacak daha güçlü destekleyici ortamların oluşturulmasıdır.
https://ica.coop/sites/default/files/styles/max_800x800/public/2026-04/sdg_12.png?itok=p97RzBQd