Türkiye’nin bal üretim potansiyeli nedir ve bu potansiyelin sizce ne kadarı gerçekleşiyor?
Türkiye, arıcılık açısından gerçekten çok özel bir ülke. Üç farklı iklim bölgesine sahip olmamız, zengin floramız, endemik bitkilerimiz ve genetik çeşitliliğimiz bize büyük bir avantaj sağlıyor. TÜİK’in 2024 verilerine göre yaklaşık 95 bin tonun üzerinde bal üretimi gerçekleştirdik; fakat kovan başına 10 kilogram civarındaki verim, potansiyelimizin oldukça altında.
Dünyada Çin’den sonra ikinci sırada yer almamız önemli ama yeterli değil. Özellikle çam balında dünya lideriyiz ve doğru politikalarla bu liderliği çok daha yukarı taşıyabiliriz. Arı meralarının iyileştirilmesi ve üretim alanlarının korunması hâlinde Türkiye çok daha yüksek bir bal üretim seviyesine ulaşabilir.
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN ETKİLERİNE KARŞI POLİTİKA ÜRETİMİNE KATKI SUNUYORUZ
İklim değişikliğinin arıcılığa etkileri konusunda Birliğinizin özel bir çalışması veya eylem planı var mı?
İklim değişikliği hem arıların davranışlarını hem bitki çiçeklenme düzenini hem de hastalıkların seyrini etkiliyor. Ani sıcaklık değişimlerinin kolonilere etkisi, bitki çiçeklenme dönemlerindeki kaymalar, hastalıkların artışı gibi konularda bilimsel komisyonlarımız çalışmalar yürütüyor. Hem sahadan veri topluyorlar hem de çözüm önerilerini ilgili kurumlara iletiyorlar. Yani iklim değişikliğinin arıcılık üzerindeki etkilerini sadece tespit etmiyor, aktif şekilde politika üretimine katkı sunuyoruz.
Biz TAB (Türkiye Arıcılar Birliği) olarak; arıcılarımızın iklim değişikliğinden en az zarar görmesi için çalışmalar yürütmekteyiz. Bu çerçevede 2022 yılında kapsamlı bir “İklim Değişikliği ve Arıcılık Çalıştayı” düzenledik.
Yazılı ve görsel medyada, yaptığımız eğitimlerde küresel iklim değişikliğine uyumlu arıcılık konusunda periyodik olarak bilgilendirmeler yapmaktayız.
Geçtiğimiz yıl TAB bünyesinde bilimle arıcılarımızı buluşturmak ve hızlı reaksiyon almak amacıyla 8 farklı bilim komisyonu oluşturduk. Akademisyenlerin ve kamu temsilcilerinin de bulunduğu bu komisyonlardan biri de Küresel İklim Değişikliği Komisyonu. Bu komisyonda, küresel iklim değişikliğinin, nektar kaynaklarına, arı sağlığına, koloni yönetimine, arı ürünlerine etkilerinin araştırılması üzerine toplantılar gerçekleştiriyoruz.
SON YILLARDA YAŞANAN ORMAN YANGINLARI ARICILIĞI OLUMSUZ ETKİLEDİ
Ülkemizde son yıllarda yaz aylarında yaşanan orman yangınları arıcılığı nasıl etkiledi?
Önceki dönemlerde orman yangınları özellikle Güney ve Batı bölgelerimizde meydana gelmekteydi. Ancak geçtiğimiz yıl gösterdi ki orman yangınları sadece bu bölgelerimizle sınırlı değil hemen hemen her bölgede orman yangınları meydana geliyor. Etkisi ve süresi belli olmayan iklim krizinin etkisiyle artan orman yangınları arıcılarımız için ciddi sorun teşkil etmektedir. Arıcılarımızın büyük çoğunluğu orman içi ve orman kenarlarında arıcılık yapıyor. Dolayısıyla orman yangınları sebebiyle birçok arıcımızın faydalandığı üretim alanları hasar görüyor. Bu yangınlar, sadece çiçek ve nektar kaynaklarını değil arıların yaşam döngüsünü de kesintiye uğratıyor. Özellikle ağustos ayından kasım ayına kadar üretim yapılan Batı Akdeniz ile Edirne arasındaki çam balı üretimi olumsuz etkileniyor. Ayrıca Karadeniz Bölgesi’nde yoğun üretimi yapılan kestane ve ıhlamur bal ormanlarımız ciddi zarar görüyor. Kuraklık sebebiyle daralan arı meraları yangınlar sebebiyle daha da daralıyor.
TÜRKİYE’DEKİ TÜM İŞLETMELER VE KOLONİLER “ARICILIK KAYIT SİSTEMİ” İLE KAYIT ALTINDA
Piyasada sahte/taklit bal ile mücadele konusunda atılan adımlar neler? Tüketici bilincini artırmaya yönelik çalışmalarınız var mı?
Sahte ve tağşişli bal konusu, arıcılık sektörünün en büyük sorunlarından biri. Bu sadece ekonomik bir kayıp değil aynı zamanda Türkiye’nin bal markasına ciddi bir zarar veriyor.
TAB olarak bu konuda çok boyutlu bir mücadele yürütüyoruz. TAGEM ile ortak proje yaparak yeni analiz metotları geliştiriyor, gerçek ballarımızın parmak izlerini çıkarıyor, bilimsel komisyonlarımız analiz yöntemleri üzerinde çalışıyor ve tüketiciyi bilinçlendirmek için eğitimler, bilgilendirme içerikleri ve sosyal medya kampanyaları düzenliyoruz.
81 ilde bulunan Birliklerimizin birçoğunun tescilli markası ve coğrafi işaretli ürünü bulunuyor. Bu sayede tüketicinin güvenilir bala, arıcılarımızın ürettiği gerçek bala il birliklerimiz kanalıyla ulaşmasını sağlıyoruz.
Denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi için Tarım ve Orman Bakanlığı ile sürekli temas hâlindeyiz.
Arıcılarımızı doğru üretim teknikleri konusunda sürekli eğitiyoruz.
Ülkemizde tüm işletmeler ve koloniler Arıcılık Kayıt Sistemi (AKS) ile kayıt altındadır. Bu sistem ile kovan hareketleri takip edilebilmektedir. Bu sisteme entegre bir sistem geliştirilerek üretilen ürün kayıt altına alındığında ürünler üreticiden tüketiciye izlenebilir hâle gelecektir. Böylece sahte veya tağşişli ürün piyasaya girmeden tespit edilebilecektir.
Gerçek Türk balının korunmasını bir millî mesele olarak görüyoruz. Hem üreticimizi hem tüketicimizi bu sahtecilikten korumak zorundayız.
TÜRKİYE, ÇAM BALININ ANAVATANI
Arıcılık faaliyetlerinin sürdürülebilirliği için çam balı ve bal ormanlarının önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Arıcılık faaliyetlerinin sürdürülebilirliği açısından çam balı ve çam balı ormanları kritik bir öneme sahip. Dünya çam balı üretiminin yaklaşık yüzde 92’si ülkemizde gerçekleştiriliyor. Bu yönüyle Türkiye, çam balının gerçek anlamda anavatanıdır. Antalya’dan Edirne-Keşan’a uzanan geniş coğrafyada yer alan kızılçam ormanları, çam pamuklu koşnilinin salgıları sayesinde çam balı üretiminin temel kaynağını oluşturuyor. Ülkemizde yıllık ortalama 30-35 bin ton civarında çam balı üretiliyor.
Yaylalarda üretim yapan arıcılarımız, sezon sonunda çam balı üretiminin yoğun olduğu bölgelere göç ederek ikinci bir ürün alma imkânı yakalıyor. Bu yönüyle çam balı üretimi, sektörün sürdürülebilirliği açısından stratejik önem taşıyor.
Aynı zamanda çam balımız, Türkiye’nin çam balının ana vatanı olması nedeniyle dış pazarda rakipsiz bir bal çeşidi konumunda. Küresel ölçekte benzersiz olan bu ürün, ülkemizin ihracat potansiyelini güçlendirmekte ve arıcılık sektörüne yüksek katma değer sağlamaktadır.
Bu nedenle basralı orman alanları mutlaka korunmalı, planlı bir yaklaşımla bu sahalar genişletilmeli ve arıcılarımızın bu bölgelerden en üst düzeyde faydalanabilmesinin önü açılmalıdır. Basralı alanların sürdürülebilir şekilde yönetilmesi hem çam balı üretiminin devamlılığı hem de arıcılık sektörünün geleceği için hayati önem taşımaktadır.
TÜRKİYE’NİN ZENGİN BİTKİ ÖRTÜSÜ VE COĞRAFİ YAPISI ARICILIK İÇİN ÜSTÜNLÜK SAĞLIYOR
Sektördeki güncel zorluklar ve fırsatlar konusunda, Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliğinin temel hedefleri neler?
Arıcılık sektörü, sahip olduğu büyük potansiyele rağmen çeşitli çevresel, ekonomik ve yapısal zorluklarla karşı karşıyadır. Küresel iklim değişikliği, sahte bal üretimi nedeniyle tüketici güveninin zayıflaması, izlenebilirliğin tam olarak sağlanamaması, koloni sayısı artsa da üretim alanlarının aynı oranda genişlememesi sektörü zorlayan başlıca faktörler arasındadır. Bunun yanında mevcut destekleme modelinin yetersizliği, üretim maliyetlerinin yükselmesi, üretim planlamasının olmayışı, arı hastalık ve zararlılarındaki artış, genetik kirliliğe yol açan kontrolsüz ve kaçak ana arı girişleri de önemli tehditler oluşturmaktadır. Sektörün bir diğer temel sorunu ise arıcılıkla uğraşan nüfusun giderek yaşlanması ve genç arıcı sayısının azalmasıdır.
Tüm bu zorluklara rağmen arıcılık sektörü önemli fırsat ve avantajlar da barındırmaktadır. Türkiye’nin coğrafi yapısı, zengin bitki örtüsü ve iklim çeşitliliği arıcılık için doğal bir üstünlük sağlamaktadır. Genetik çeşitliliğimiz, güçlü arı varlığımız ve sektörün genel olarak dışa bağımlı olmayışı stratejik bir avantajdır. Arıcılığın örgütlü bir yapıya sahip olması, işletmelerin ve kolonilerin kayıt altında bulunması, arı ürünlerindeki çeşitlilik ve toprağa bağlı olmadan düşük sermaye ile yapılabilir bir üretim modeli olması sektörü cazip kılmaktadır. Ayrıca turizm ile entegre arıcılık potansiyelinin bulunması, tozlaşma yoluyla bitkisel üretime sağlanan katkı, kredi kaynaklarına erişim imkânları, ülkemizde yılın yaklaşık 9 ayı arıcılık yapılabilmesi sektörü küresel ölçekte rekabetçi kılmaktadır. Bu çerçevede TAB’ın temel hedefleri, arıcılıkta sürdürülebilirliği sağlamak ve arıcılarımızın refah seviyesini yükseltmektir.
TÜRKİYE DÜNYA ARI VARLIĞINDA ÜÇÜNCÜ, BAL ÜRETİMİNDE İSE İKİNCİ SIRADA
Arı ıslahı konusunda gelinen nokta ve hedefler neler? Türkiye’nin arı gen kaynaklarının korunması ve geliştirilmesi için yürütülen projeler var mı?
Türkiye, dünya arı varlığında 3. sırada, bal üretiminde ise 2. sırada yer alıyor. Bu konumun korunması ve ülkemizin dünya liderliği hedefi için yerli arı ırk ve ekotiplerinin korunması ve ıslahının geliştirilmesi kritik önem taşıyor. Arıcılarımızın ihtiyacı olan hastalıklara dayanıklı, verim gücü yüksek ve sertifikalı damızlık materyalin üretilerek sahaya sunulması temel hedefimizdir.
Bu kapsamda 2019 yılında TAB, TAGEM ve il birliklerimizin ortaklığında başlatılan ulusal ıslah projesi 2023 yılında tamamlandı. Proje sonucunda; Hatay’da Hatay arısı, Kırşehir’de Anadolu arısı, Düzce’de Yığılca arısı, Çanakkale’de Gökçeada arısı, Kırklareli’nde Kırklareli arısı için 200’er kolonilik ıslah sürüleri oluşturuldu. İlk kez sperm dondurma işlemi bu proje kapsamında gerçekleştirildi.
Bu sürüler üzerinden elde edilen tüm veriler, proje kapsamında oluşturulan Ulusal Damızlık Kayıt Sistemi’ne işlenmiş ve böylece Türkiye’de arı ıslahının temeli atılmıştır. Damızlık sertifikası bulunan veya ıslah faaliyeti yürütmek isteyen işletmelerin bu sisteme entegre edilmesine yönelik çalışmalar devam etmektedir.
Bugüne kadar ülkemizde 8 arı ırkı ve ekotipi resmî olarak tescil edilmiştir. Bu tescilli ırk ve ekotiplerin 6’sı il birliklerimizin yürüttüğü ıslah çalışmalarının ürünüdür. Islahın uzun soluklu bir süreç olduğu göz önünde bulundurulduğunda, koruma altına alınan ve iyileştirme süreci devam eden sürülerde çalışmaların kesintisiz şekilde sürdürülmesi ve damızlık işletmelerinin sisteme dâhil edilmesiyle bölgelere uygun damızlık ihtiyaçlarının karşılanması ve yerli genetik kaynakların korunması temel hedef olarak belirlenmiştir.
Islah çalışmalarının sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla 2024 yılında Hayvancılık Genel Müdürlüğü ile birlikte “Islahın Sürdürülebilirliği Projesi” başlatılmıştır. Bu kapsamda Kırklareli, Düzce, Kırşehir, Hatay, Çanakkale, Ordu ve Muğla illerinde ıslah çalışmaları devam etmektedir. Ayrıca Ardahan Gen Merkezinde Kafkas arısı, Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsünde ise efe arısı için koruma ve ıslah programları sürmektedir. Anadolu arısına yönelik ıslah çalışmaları ise Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği tarafından Ankara’da yürütülmektedir.
Tüm bu çalışmaların amacı, ülkemizin farklı ekolojik bölgelerinde ihtiyaç duyulan damızlık arı materyalinin sağlanması, koloni verimliliğinin artırılması ve Türkiye arıcılığının genetik açıdan daha güçlü, daha dayanıklı ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmasıdır.
TÜRK BALI DIŞ PAZARDA TALEP GÖREN BİR ÜRÜN
Türk balının ihracat potansiyeli ve uluslararası pazardaki konumu hakkında bilgi verir misiniz? İhracatı artırmaya yönelik hangi çalışmalar yapılıyor?
Türk balı, sahip olduğu zengin flora çeşitliliği, iklim avantajları ve güçlü arıcılık geleneği sayesinde uluslararası pazarda bilinen ve talep gören bir üründür. Son 15 yıla bakıldığında ülkemiz toplam 92 bin ton bal ihracatı gerçekleştirmiş ve bu ihracattan 304 milyon dolarlık gelir elde etmiştir. Özellikle dünya çam balı üretiminin yüzde 92’sinin Türkiye’de yapılması, çam balını küresel ölçekte rakipsiz bir ürün hâline getirmekte ve ülkemize önemli bir ticari avantaj sağlamaktadır.
Buna karşın, dış pazarda en büyük sorun fiyat rekabetidir. Dünya bal piyasasında kilogram fiyatları ortalama 3-4 dolar seviyelerinde seyrederken Türkiye’deki yüksek girdi maliyetleri nedeniyle yerli balın üretim maliyetleri çoğu zaman uluslararası satış fiyatlarının dahi üzerine çıkmaktadır. Bu durum, ihracatta fiyat bazlı rekabeti zorlaştırmakta ve ürünlerimizin küresel pazardaki konumunu sınırlamaktadır. Rekabet gücünün artırılabilmesi için üretim maliyetlerinin düşürülmesi kritik önem taşımaktadır. Bu ise koloni başına verimliliğin artırılması ve arı ürünlerinde çeşitliliğin geliştirilmesiyle mümkündür.
Türkiye, ihracatta hem süzme hem de petek balı olarak ürün sunabilmekte ve bu çeşitlilik pazardaki konumumuzu güçlendirmektedir. Ancak bal ve diğer arı ürünlerimizin dış pazarlarda daha yüksek katma değerle yer bulabilmesi için AR-GE çalışmalarının artırılması, ürünlerin bilimsel temelde tanıtılması ve bilinirliğinin yükseltilmesi gerekmektedir. Uluslararası hakemli dergilerde Türk ballarıyla ilgili bilimsel makalelerin yayımlanması, global marka değerimizin yükselmesine önemli katkı sağlayacaktır.
DÜNYADA MEVCUT BALLI BİTKİ ÇEŞİTLERİNİN YAKLAŞIK YÜZDE 75’İ TÜRKİYE’DE BULUNUYOR
Türkiye’nin biyolojik çeşitliliği ve endemik bitki yapısı, Türk balına hangi özellikleri kazandırıyor? Bu özelliklerin pazarlanması için nasıl bir strateji izleniyor?
Türkiye, sahip olduğu biyolojik çeşitlilik ve zengin endemik bitki yapısı sayesinde bal üretiminde dünyada önemli bir konuma sahip. Dünyada mevcut ballı bitki tür ve çeşitlerinin yaklaşık yüzde 75’inin Türkiye’de bulunması, ülkemiz arıcılığı için büyük bir ekolojik ve ekonomik zenginlik yaratmaktadır. Bu çeşitlilik, Türk balına hem aroma hem de mineral-vitamin profili açısından belirgin üstünlükler kazandırmakta; her bölgenin kendine özgü florası sayesinde farklı karakteristik özelliklere sahip monofloral ve multifloral balların üretilmesine imkân sağlamaktadır.
Ülkemizde bal üretimi yılın dokuz ayına yayılan bir takvimle gerçekleştirilebilmektedir. Nisan ayında Güney sahillerinde narenciye balı ile başlayan üretim süreci; Anadolu’da kır çiçekleri ve kültür bitkileri ballarıyla devam etmekte ardından çam balı üretimi ve sonbaharda püren balı üretimi ile çeşitlenmektedir. Aynı zamanda Bursa’dan Artvin’e uzanan sahil şeridinde kestane, ıhlamur ve orman gülü ballarının üretimi de bu süreci desteklemektedir. Bu geniş dönemli üretim imkânı, Türkiye’yi dünyada arıcılık yapılabilen süre açısından en avantajlı ülkelerden biri hâline getirmektedir.
Türkiye yalnızca süzme bal üretiminde değil petek balı üretiminde de dünya çapında öne çıkmaktadır. Yıllık yaklaşık 25 bin tonluk petek balı üretimi, ülkemizi bu kategori için uluslararası pazarda güçlü ve ayrıcalıklı bir konuma taşımaktadır. Ayrıca polen, propolis, arı sütü ve arı ekmeği gibi bal dışı arı ürünlerinde sahip olduğumuz potansiyel, Türk arıcılığının katma değerini artıran önemli bir faktördür.