OCAK-ŞUBAT 2026 / GÜNDEM

Türkiye yenilenebilir enerjide dünyada 11’inci sırada


Sema ÖZAY    

06.04.2026 


Dünya genelinde ve Türkiye özelinde, enerji arzında rüzgâr, güneş gibi temiz kaynakların katkısı giderek büyüyor. Bu artış, hem küresel sürdürülebilirlik hedefleri hem de ülkelerin enerji bağımsızlığı açısından büyük stratejik önem taşıyor. Özellikle modern tarım uygulamalarında enerji kullanımının verimlilik ve gıda güvenliği üzerindeki belirleyici rolü, bu dönüşümü tarım sektörü için daha da hayati kılıyor. Biz de Türk Tarım ve Orman Dergisi olarak Enerji Tasarrufu Haftasında çiftçilerimiz ve küçük yatırımcılar için yenilenebilir enerji üretim modelleri ile Tarım ve Orman Bakanlığının bu alandaki hibe desteklerini derledik.

Günümüzde enerji, insan hayatının ve ekonominin adeta can damarı durumunda. Endüstri Devrimi’nden bu yana katlanarak artan önemiyle enerji, artık sadece sanayi için değil ulaşım, sağlık, iletişim, ısınma, aydınlatma ve özellikle tarım gibi hayati sektörlerin tamamı için vazgeçilmez bir temel oluşturuyor. Küresel ekonomide dijitalleşmenin artan ağırlığı enerji ihtiyacını da her geçen gün daha da elzem hâle getiriyor. Öyle ki bir yerleşim yeri ya da sanayi bölgesine kısa süreli dahi olsa enerji akışı kesildiği zaman o yerdeki gündelik hayata etki eden birçok ekonomik ve yaşamsal faaliyet duruyor. Tarım sektörü özelinde değerlendirecek olursak modern tarım, yoğun enerji kullanan bir faaliyet. Sulama sistemlerinden traktörlere, gübre üretiminden ilaçlamaya, hasattan depolama ve nakliyeye kadar tüm süreçler enerjiye bağımlı. Bu da gıda güvenliğini doğrudan enerji arzıyla ilişkilendiriyor. Enerji maliyetleri tarım maliyetlerini, dolayısıyla gıda fiyatlarını doğrudan etkiliyor.  Özetle, enerji artık yalnızca bir “girdi” değil medeniyetin işleyişini, refahını ve geleceğini şekillendiren stratejik bir unsur olarak karşımıza çıkıyor.
 
Tabii ki ulusal güvenlik açısından stratejik önem taşıyan enerji bağımsızlığını sağlarken enerji üretim yöntemlerinin sürdürülebilirliği de bu noktada büyük önem taşıyor.  Ülkemizin kaynaklarını korumak, belirli bir refah düzeyinde yaşayabilmek ve gelecek nesillere yaşayabilecekleri bir ülke bırakmak için tarımdan sanayiye, şehirlerden kırsala kadar her alanda sürdürülebilir ve güvenli enerji temini önceliğimiz olmak zorunda.  
 
Hâl böyleyken küresel gerilimlerin enerji transferlerini doğrudan etkilediği hatta hâlâ en büyük enerji kaynağı olan petrol ve doğalgaz ticaretinin stratejik silah olarak kullanıldığı günümüzde birçok ülkenin maliyet ve iklim krizinden bağımsız olarak alternatif enerji kaynaklarına özellikle de yenilenebilir enerji üretimine yöneldiğini görüyoruz. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansının kurulu güç istatistiklerinde ilk sırada Çin, ABD ve Brezilya yer alıyor. Bu üçlüyü Hindistan, Almanya, Japonya, Kanada, İspanya, Fransa ve İtalya izliyor. Türkiye 58 bin 462 MW ile bu listede 11’nci sırada yer alıyor (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2026).
 
2024 yılında, Avrupa Birliği’nde tüketilen tüm nihai enerjinin yüzde 25,4’ünün yenilenebilir kaynaklardan elde edildiği görülüyor. 2030 yılına kadar bu oranın yüzde 42,5’a çıkarılması hedefleniyor. Bu ülkeler içinde Norveç ve İzlanda’nın toplam enerji üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının payı yüzde 75’in üzerinde (European Environtment Agency, 2026).
Türkiye’de de yenilenebilir enerjinin toplam enerji üretimi içindeki payının yıllar itibarıyla hızlı bir artış gösterdiğini söyleyebiliriz.  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının web sayfasından derlediğimiz verilere göre 2025 yılında Türkiye’de üretilen 362.992 Gwh elektriğin yüzde 56’7si yerli ve yenilenebilir enerjiden karşılandı.  Bu toplam rakamın üretiminde 2025 itibarıyla elektrik kurulu gücünde güneşin payı yüzde 20,5’e, rüzgârın payı da yüzde 12,1’e erişti (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2026).
 
ENERJİDE ÖZ TÜKETİM MODELİ KÜÇÜK İŞLETMELERİ TEŞVİK EDİYOR
 
Ülkemizde toplam elektrik enerjisi üretiminde yenilenebilir enerjinin payının ve kaynak çeşitliliğinin artırılması, dengeli ve sürdürülebilir bir enerji portföyü oluşturulması amacıyla özel sektör kadar küçük girişimcileri ve üreticileri de içine alacak kapsamlı çalışmalar sürdürülüyor.  Bu hedef doğrultusunda hayata geçirilen çalışmalardan biri olan Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) modeli, Türkiye’nin enerji dönüşümüne iki temel katkı sunuyor: Bir yandan yenilenebilir enerji üretim tesislerinden elektrik alım maliyetlerini düşürürken diğer yandan yerli teknoloji üretimini teşvik ediyor ve kalifiye insan kaynağı kapasitesini geliştiriyor (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2026).
 
2016 yılında yürürlüğe giren Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları Yönetmeliği ile hayata geçirilen YEKA modeli yenilenebilir kaynakların değerlendirilmesinde yepyeni bir yatırım yaklaşımı uyguluyor. Süreç, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yürütülen teknik ve idari çalışmalar neticesinde alanın YEKA olarak Resmî Gazete’de ilan edilmesiyle başlıyor. Bu sayede yatırımcılar, hangi bölgeler için başvurabileceklerini önceden görme imkânına sahip oluyor. Bu yöntemin yanı sıra, gerçekleştirilen YEKA Yarışmasını kazanan aday,  proje alanları önerebiliyor ve bu alanlar, söz konusu bakanlık tarafından uygun bulunması hâlinde YEKA ilan edilerek yatırımcıya tahsis edilebiliyor.  
 
Modelin sağladığı kazanımlar şu şekilde öne çıkıyor: Öncelikle yenilenebilir enerji potansiyeli yüksek; kamu, hazine ve özel mülkiyete konu taşınmazlarda YEKA’lar oluşturularak bu alanlar daha etkin ve verimli bir şekilde değerlendiriliyor. İkinci olarak yenilenebilir enerji teknolojilerinde yerlileştirmenin önü açılarak yan sektörlerle birlikte Türkiye’de önemli bir üretim kapasitesi oluşuyor. Özellikle yerlilik oranı yüksek tesis bileşenlerinden rüzgâr türbinleri, güneş modülleri vb. yerli imkânlarımızla üretilmesi zorunluluğu ile birlikte ihtiyaç duyulacak yan sanayinin gelişimi için de itici kuvvet sağlıyor. Bu durum talep teknoloji transferinin teminine katkı sağlayarak yenilenebilir enerji konularında ülkemizde araştırma geliştirme faaliyetlerinin gelişimi doğrudan teşvik ediliyor. Nihai olarak da YEKA’larda üretilecek elektriğin piyasa fiyatlarına göre daha ekonomik şartlarda satın alınmasıyla tüketici maliyetleri de düşüyor.  
 
Yenilenebilir enerji üretiminde “Lisanssız üretim modeli”  ile düzenlenen faaliyet türünde elektrik enerjisi üretebilecek, gerçek veya tüzel kişilerin lisans almadan ve şirket kurmadan elektrik üretim faaliyeti yapmaları sağlanıyor. Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği ile düzenlenen modelin asıl amacı elektrik piyasasında, tüketicilerin elektrik ihtiyaçlarını tüketim noktasına en yakın kendi üretim tesisinden karşılaması başka deyişle öz tüketim modeli. Bu şekilde, arz güvenliğinin sağlanmasında küçük ölçekli üretim tesisleri ülke ekonomisine kazandırılırken elektrik şebekesinde iletim/dağıtım maliyetleri ile kayıp miktarları da azaltılmış oluyor.
 
2025 Yılı Aralık Ayı Sonu İtibarıyla Türkiye Elektrik Kurulu Gücünde Kaynak Dağılımı 
 
Günümüzde enerji, insan hayatının ve ekonominin adeta can damarı durumunda. Endüstri Devrimi’nden bu yana katlanarak artan önemiyle enerji, artık sadece sanayi için değil ulaşım, sağlık, iletişim, ısınma, aydınlatma ve özellikle tarım gibi hayati sektörlerin tamamı için vazgeçilmez bir temel oluşturuyor. Küresel ekonomide dijitalleşmenin artan ağırlığı enerji ihtiyacını da her geçen gün daha da elzem hâle getiriyor. Öyle ki bir yerleşim yeri ya da sanayi bölgesine kısa süreli dahi olsa enerji akışı kesildiği zaman o yerdeki gündelik hayata etki eden birçok ekonomik ve yaşamsal faaliyet duruyor. Tarım sektörü özelinde değerlendirecek olursak modern tarım, yoğun enerji kullanan bir faaliyet. Sulama sistemlerinden traktörlere, gübre üretiminden ilaçlamaya, hasattan depolama ve nakliyeye kadar tüm süreçler enerjiye bağımlı. Bu da gıda güvenliğini doğrudan enerji arzıyla ilişkilendiriyor. Enerji maliyetleri tarım maliyetlerini, dolayısıyla gıda fiyatlarını doğrudan etkiliyor.  Özetle, enerji artık yalnızca bir “girdi” değil medeniyetin işleyişini, refahını ve geleceğini şekillendiren stratejik bir unsur olarak karşımıza çıkıyor.
 
Tabii ki ulusal güvenlik açısından stratejik önem taşıyan enerji bağımsızlığını sağlarken enerji üretim yöntemlerinin sürdürülebilirliği de bu noktada büyük önem taşıyor.  Ülkemizin kaynaklarını korumak, belirli bir refah düzeyinde yaşayabilmek ve gelecek nesillere yaşayabilecekleri bir ülke bırakmak için tarımdan sanayiye, şehirlerden kırsala kadar her alanda sürdürülebilir ve güvenli enerji temini önceliğimiz olmak zorunda.  
 
Hâl böyleyken küresel gerilimlerin enerji transferlerini doğrudan etkilediği hatta hâlâ en büyük enerji kaynağı olan petrol ve doğalgaz ticaretinin stratejik silah olarak kullanıldığı günümüzde birçok ülkenin maliyet ve iklim krizinden bağımsız olarak alternatif enerji kaynaklarına özellikle de yenilenebilir enerji üretimine yöneldiğini görüyoruz. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansının kurulu güç istatistiklerinde ilk sırada Çin, ABD ve Brezilya yer alıyor. Bu üçlüyü Hindistan, Almanya, Japonya, Kanada, İspanya, Fransa ve İtalya izliyor. Türkiye 58 bin 462 MW ile bu listede 11’nci sırada yer alıyor (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2026).
 
2024 yılında, Avrupa Birliği’nde tüketilen tüm nihai enerjinin yüzde 25,4’ünün yenilenebilir kaynaklardan elde edildiği görülüyor. 2030 yılına kadar bu oranın yüzde 42,5’a çıkarılması hedefleniyor. Bu ülkeler içinde Norveç ve İzlanda’nın toplam enerji üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının payı yüzde 75’in üzerinde (European Environtment Agency, 2026).
Türkiye’de de yenilenebilir enerjinin toplam enerji üretimi içindeki payının yıllar itibarıyla hızlı bir artış gösterdiğini söyleyebiliriz.  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının web sayfasından derlediğimiz verilere göre 2025 yılında Türkiye’de üretilen 362.992 Gwh elektriğin yüzde 56’7si yerli ve yenilenebilir enerjiden karşılandı.  Bu toplam rakamın üretiminde 2025 itibarıyla elektrik kurulu gücünde güneşin payı yüzde 20,5’e, rüzgârın payı da yüzde 12,1’e erişti (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2026).
 
ENERJİDE ÖZ TÜKETİM MODELİ KÜÇÜK İŞLETMELERİ TEŞVİK EDİYOR
 
Ülkemizde toplam elektrik enerjisi üretiminde yenilenebilir enerjinin payının ve kaynak çeşitliliğinin artırılması, dengeli ve sürdürülebilir bir enerji portföyü oluşturulması amacıyla özel sektör kadar küçük girişimcileri ve üreticileri de içine alacak kapsamlı çalışmalar sürdürülüyor.  Bu hedef doğrultusunda hayata geçirilen çalışmalardan biri olan Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) modeli, Türkiye’nin enerji dönüşümüne iki temel katkı sunuyor: Bir yandan yenilenebilir enerji üretim tesislerinden elektrik alım maliyetlerini düşürürken diğer yandan yerli teknoloji üretimini teşvik ediyor ve kalifiye insan kaynağı kapasitesini geliştiriyor (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2026).
 
2016 yılında yürürlüğe giren Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları Yönetmeliği ile hayata geçirilen YEKA modeli yenilenebilir kaynakların değerlendirilmesinde yepyeni bir yatırım yaklaşımı uyguluyor. Süreç, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yürütülen teknik ve idari çalışmalar neticesinde alanın YEKA olarak Resmî Gazete’de ilan edilmesiyle başlıyor. Bu sayede yatırımcılar, hangi bölgeler için başvurabileceklerini önceden görme imkânına sahip oluyor. Bu yöntemin yanı sıra, gerçekleştirilen YEKA Yarışmasını kazanan aday,  proje alanları önerebiliyor ve bu alanlar, söz konusu bakanlık tarafından uygun bulunması hâlinde YEKA ilan edilerek yatırımcıya tahsis edilebiliyor.  
 
Modelin sağladığı kazanımlar şu şekilde öne çıkıyor: Öncelikle yenilenebilir enerji potansiyeli yüksek; kamu, hazine ve özel mülkiyete konu taşınmazlarda YEKA’lar oluşturularak bu alanlar daha etkin ve verimli bir şekilde değerlendiriliyor. İkinci olarak yenilenebilir enerji teknolojilerinde yerlileştirmenin önü açılarak yan sektörlerle birlikte Türkiye’de önemli bir üretim kapasitesi oluşuyor. Özellikle yerlilik oranı yüksek tesis bileşenlerinden rüzgâr türbinleri, güneş modülleri vb. yerli imkânlarımızla üretilmesi zorunluluğu ile birlikte ihtiyaç duyulacak yan sanayinin gelişimi için de itici kuvvet sağlıyor. Bu durum talep teknoloji transferinin teminine katkı sağlayarak yenilenebilir enerji konularında ülkemizde araştırma geliştirme faaliyetlerinin gelişimi doğrudan teşvik ediliyor. Nihai olarak da YEKA’larda üretilecek elektriğin piyasa fiyatlarına göre daha ekonomik şartlarda satın alınmasıyla tüketici maliyetleri de düşüyor.  
 
Yenilenebilir enerji üretiminde “Lisanssız üretim modeli”  ile düzenlenen faaliyet türünde elektrik enerjisi üretebilecek, gerçek veya tüzel kişilerin lisans almadan ve şirket kurmadan elektrik üretim faaliyeti yapmaları sağlanıyor. Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği ile düzenlenen modelin asıl amacı elektrik piyasasında, tüketicilerin elektrik ihtiyaçlarını tüketim noktasına en yakın kendi üretim tesisinden karşılaması başka deyişle öz tüketim modeli. Bu şekilde, arz güvenliğinin sağlanmasında küçük ölçekli üretim tesisleri ülke ekonomisine kazandırılırken elektrik şebekesinde iletim/dağıtım maliyetleri ile kayıp miktarları da azaltılmış oluyor.
 
2025 Yılı Aralık Ayı Sonu İtibarıyla Türkiye Elektrik Kurulu Gücünde Kaynak Dağılımı:
 
KAYNAK PAY (%)
Hidroelektrik 26,4
Güneş 20,5
Doğal Gaz 19,8
Rüzgâr 12,1
Yerli Kömür 9,4
İthal Kömür 8,5
Biyokütle  1,9
Jeotermal 1,4
TOPLAM %100

Haber Görseli

Tarımda yenilenebilir enerjiye Tarım Ve Orman Bakanlığı hibesi

Tarım ve Orman Bakanlığı da tarımsal üretimde kullanılacak yenilenebilir enerji üretim tesislerini çeşitli şekillerde destekliyor. Tarım Reformu Genel Müdürlüğü (TRGM) ve Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumundan (TKDK) aldığımız bilgilere göre hibe desteği iki ayrı genel müdürlük tarafından veriliyor. 

Bu uygulamalardan birisi tarımsal üretimde verimliliğin artırılması, maliyetlerin düşürülmesi ve çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması amacıyla Tarım Reformu Genel Müdürlüğü bünyesinde yürütülmekte olan Kırsal Kalkınma Yatırımlarını Destekleme Programı (KKYDP). 2006 yılından beri uygulamada olan program kapsamında, hibe desteği verilen konularda faaliyet gösteren tesislerin enerji ihtiyacının karşılanmasında kullanılmak üzere, yenilenebilir enerji kaynakları kullanımına yönelik hibe desteği sağlanıyor. KKYDP hibe desteği kapsamında değerlendirilen yenilenebilir enerji kaynakları: Güneş enerji santrali (GES), biyogaz enerji, rüzgâr enerjisi ve jeotermal enerji. Bu yatırımların desteklerden yararlanabilmek için bağımsız enerji üretim tesisi olarak değil desteklenen tarımsal yatırımın enerji ihtiyacını karşılamaya yönelik olması gerekiyor.
 
TKDK’NIN YENİLENEBİLİR ENERJİ HİBE ORANI YÜZDE 75’E KADAR ÇIKABİLİYOR
 
Tarımda yenilenebilir enerjiye öncülük eden Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu da üreticilerin ihtiyaç duydukları kendi elektriklerini üretebilmeleri, enerji maliyetlerini minimuma indirmeleri ve yenilenebilir enerji kaynaklarından maksimum düzeyde faydalanabilmeleri amacıyla yenilenebilir enerji alanında hibe destekleri sağlıyor. 
 
Bu şekilde lisanssız elektrik üretimi konusunda yapılacak yatırımlar için kapasite üst limitinin 5 MW’ı, yalnızca yenilenebilir enerji sektöründe yapılacak güneş enerji santralleri için ise kapasite üst sınırının 600 kW’ı aşmaması gerekiyor.
IPARD Programı’nın Çiftlik Faaliyetlerinin Çeşitlendirilmesi ve İş Geliştirme Tedbirinden sağlanan bu desteklere gerçek ve tüzel kişilikler başvurabiliyor. Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği kapsamında kurulacak yenilenebilir enerji tesisleri için yüzde 60 oranında hibe veriliyor. Genç çiftçiler ya da organik sertifikalı çiftçiler tarafından yapılan yatırımlarda hibe tutarı yüzde 70’e kadar yükseliyor. Atık su ve atık yönetimi, yenilenebilir enerji ve döngüsel ekonomi tipi yatırımlara ek yüzde 10 kamu katkısı daha veriliyor. Projeye sağlanan azami hibe oranı ise toplamda yüzde 75’i geçmiyor. Girişimci/üretici, hâlihazırdaki hayvancılık ve gıda işleme sektöründeki yatırımına ek olarak yenilenebilir enerji tesisini de projesine dâhil etmek istiyorsa bu projeler için ilave 10 puan veriliyor. IPARD Programı kapsamındaki yenilenebilir enerji sektöründe uygun maksimum harcama tutarı 500 bin avro iken bu rakamın yüzde 75’ine kadar hibe desteği sağlanabiliyor. 

Haber Görseli

Makine-ekipman alımı, yapım işleri, hizmet alımı (genel harcamalar) ve görünürlük harcamaları destek tutarının belirlenmesine esas olan uygun harcamalar olarak öne çıkarken; yenilenebilir enerji tesislerinin inşası, modernizasyonu, genişletilmesi, sabit makine ve ekipman alımı ile tesislerin işletilmesi için bilgi teknolojileri alanındaki donanım ve yazılımlar ise uygun harcama başlıklarına giriyor.
 
Fotovoltaik güneş enerji santralleri, biyokütle santralleri, rüzgâr enerji santralleri, jeotermal enerji santralleri, yoğunlaştırılmış güneş enerji santralleri ve mikrokojenerasyon sistemleri gibi elektrik ve/veya ısı üretimi amacıyla kurulabilecek her türlü yenilenebilir enerji yatırımı (hidroelektrik hariç) destek kapsamında değerlendiriliyor.
 
Yine şebeke elektriğinin bulunmadığı yerlerde sulama için ihtiyaç duyulan enerjinin karşılanabilmesi adına modern tarımsal solar sulama sistemlerine de destek verilebiliyor. Bunlara ilaveten, enerji verimliliği kapsamında tüm sektörlerdeki enerji takip ve analiz sistemi, hava kalite kontrol sistemi ve modüler max. kontrol sistemi de destek kapsamına giriyor.
 
TKDK tarafından yayımlanan Başvuru Çağrı İlanlarına istinaden yenilenebilir enerji tesisleri için yapılan başvurularda Bağlantı Anlaşmasına ilişkin belgenin temini önem arz ediyor. Bağlantı Anlaşması ile ilgili bu süreçler; TEDAŞ, Bölgesel Elektrik Dağıtım Şirketleri vb. ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından yönetiliyor.

Haber Görseli

BİN ÜÇ YÜZ YENİLENEBİLİR ENERJİ PROJESİNE TOPLAM 5,7 MİLYAR TL HİBE
 
IPARD Programı kapsamındaki yenilenebilir enerji destekleri ilk defa 2017 yılında verilmeye başlandı. Bugüne kadar bin 300 projeye toplam 5,7 milyar TL hibe desteği sağlandı ve bu hibeler sayesinde 11,3 milyar TL yatırım gerçekleşti. Ödenen AB kırsal kalkınma hibelerinin yaklaşık yüzde 6’sı yenilenebilir enerji yatırımlarına sağlandı. Ordu ilinin bir yıllık toplam enerji tüketimine eş değer orandaki bu enerji üretim miktarı sayesinde tarımsal üretimde önemli ölçüde enerji verimliliği ve tasarrufu sağlanmış oldu. 
 
IPARD hibe desteklerinde kadın ve gençlere sağlanan pozitif ayrımcılıklar yenilenebilir enerji alanında da uygulanıyor. Yenilenebilir enerji alanındaki hibe desteklerinden en fazla faydalanan ilk 5 il ise sırasıyla Elazığ, Afyonkarahisar, Uşak, Çorum ve Konya. IPARD Programı coğrafi kapsamının 2024 yılı itibarıyla 81 ile yaygınlaştırılmasıyla tüm illerdeki yenilenebilir enerji yatırımlarının daha da artacağı değerlendiriliyor.
 

Yenilenebilir enerji, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, sema özay