MART-NİSAN 2026 / KAPAK KONUSU

Suyu temin etmek yeterli değil, suyun her damlasını verimli yönetmeliyiz


Hülya OMRAK    

03.06.2026 


Hayatın devamlılığı ve doğanın dengesi için su, yeri doldurulamaz en temel kaynak. Suyun önemini bize her yıl hatırlatan Dünya Su Günü vesilesiyle Türkiye Su Enstitüsü (SUEN) Başkanı Prof. Dr. Lütfi Akca ile bir araya geldik.

Dünya Su Günü’nün bu yılki temasını göz önüne aldığımızda, dünya genelindeki su krizi beklediğimizden daha mı hızlı ilerliyor? 
 
Dünya genelindeki su krizi maalesef sadece hızlı değil aynı zamanda “katlanarak” ilerliyor. İklim değişikliği artık uzak bir gelecek senaryosu değil; aşırı hava olayları, düzensiz yağış rejimi ve eriyen buzullar nedeniyle su döngüsü tamamen değişti. Su ve insan arasındaki kopmaz bağ, krize karşı artık seferberlik düzeyinde bir yaklaşım sergilememiz gerektiğini gösteriyor. Bu gerçek aslında suyun sadece teknik bir yönetim meselesi olmadığını, doğrudan insan yaşamı ile ilgili olduğunun altını çiziyor. Dünya Su Günü bu sene su ve toplumsal cinsiyet teması ile ele alınıyor. Küresel su krizi herkesi etkiliyor ama maalesef herkesi eşit şekilde etkilemiyor. Güvenli içme suyuna ve sanitasyona erişimin tesis edilemediği yerlerde eşitsizlikler derinleşiyor. Beslenme ve barınma başta olmak üzere geçim kaynaklarının temini yanında su temini altyapısının da yetersiz olduğu ve içme suyuna erişimin de insan gücüne bağımlı olduğu az gelişmiş ülkelerde, toplumsal işgücünün yaşamsal faaliyetlere dağılımının da doğal sonucu olarak bu krizin en ağır yükünü ise kadınlar ve kız çocukları taşıyor. Su krizleri karşısında su hizmetleri hem iklim değişikliğine karşı dirençli olmalı hem de istisnasız herkesin ihtiyacını karşılamalıdır. 
 
SU VERİMLİLİĞİ SEFERBERLİĞİ İLE TOPLUMSAL BİLİNCİ GÜÇLENDİRİYORUZ
Türkiye “su zengini” bir ülke mi, yoksa “su stresi” çeken bir ülke mi? Öngörülere göre bizi önümüzdeki 10 yılda neler bekliyor? 
 
“Türkiye su zenginidir” algısı, maalesef gerçeklerle örtüşmeyen bir yanılgıdır. Ülkemiz küresel iklim değişikliğinin etkilerinin yoğun hissedildiği Akdeniz kuşağında yer alırken yüksek risk grubu ülkeler arasında kabul ediliyor. Teknik olarak Türkiye, “su stresi altında” bir ülkedir ve “su fakiri” olma riski ile karşı karşıyadır. Mevcut durumda kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı yaklaşık bin 300 metreküp civarındadır. Uluslararası kriterlere göre bu miktar bin metreküpün altına düştüğünde “su fakirliği” başlar. Nüfus artışımız ve sanayileşme hızımız göz önüne alındığında, su iyi yönetilip iyi kullanılmadığı takdirde bu sınırı geçme riski ile karşı karşıyayız. 2030’lu yıllarda kişi başına düşen su miktarının bin 100 metreküp seviyelerine gerileyeceği tahmin ediliyor. Bu, özellikle tarım ve sanayide su kullanımının ciddi şekilde değişmesini zorunlu kılıyor. 
 
Suyu sadece temin etmek yeterli değil her damlasını verimli yönetmek zorundayız. Bu doğrultuda Bakanlık olarak değişen küresel şartlara uyum sağlayan modern bir su yönetimi anlayışıyla kararlılıkla çalışıyoruz. İklim değişikliğine uyum sağlayan dayanıklı altyapı yatırımlarımızı; doğa temelli çözümler, dijital teknolojiler ve akıllı sistemlerle destekliyoruz. Suyun yeniden kullanımını artıran uygulamalarımızla kaynaklarımızı daha verimli yönetiyor, Su Verimliliği Seferberliği ile toplumsal bilinci güçlendiriyoruz.

Haber Görseli

ENSTİTÜ OLARAK BİLİM VE POLİTİKA ARASINDA KÖPRÜ KURUYORUZ
Türkiye Su Enstitüsü olarak su politikalarının geliştirilmesinde nasıl bir görev üstleniyorsunuz? 
 
SUEN (Türkiye Su Enstitüsü) olarak yaptığımız işin merkezinde bilim ile politika arasında bir köprü kurmak yer alıyor. Su yönetimi ve su diplomasisi gibi alanlarda karar vericilerin sağlam ve güvenilir bilgiye dayanarak hareket edebilmesi için bilimsel çalışmalar, analizler ve değerlendirmeler yürütüyoruz. Bu çalışmalar sayesinde hem ülkemizde su politikalarının geliştirilmesine katkı sağlıyor hem de uluslararası süreçlerde kullanılabilecek teknik ve stratejik bir bilgi altyapısı oluşturuyoruz.
 
Özellikle sınır aşan havzalara ilişkin hazırladığımız hidropolitik değerlendirme raporları ve hidropolitik strateji tutum belgeleri, Türkiye’nin komşu ülkelerle yürüttüğü su diyaloğu ve iş birliği süreçleri açısından önemli bir referans oluşturuyor. Bu çalışmalar sayesinde havzalardaki mevcut durum, olası riskler ve fırsatlar daha net ortaya konularak ilgili kurumların uluslararası platformlarda ortak ve güçlü bir yaklaşım geliştirmesine katkı sağlanıyor.
 
Bunun yanında SUEN bünyesinde yürütülen araştırma projeleri de su politikalarının bilimsel temellere dayanmasına destek oluyor. Uzaktan algılama yöntemleriyle su potansiyeli ve ihtiyacının tahmin edilmesi, ülkemiz genelinde doğa temelli çözüm fırsatlarının belirlenmesi, Tek Su-Tek Sağlık yaklaşımı kapsamında yürütülen atık su ve çevresel sürveyans çalışmaları ile su ve atık su yönetimine ilişkin değerlendirme yöntemleri/sistemlerinin geliştirilmesi gibi farklı alanlardaki projeler hem ulusal su politikalarının geliştirilmesine hem de sınır aşan su yönetimi ve hidropolitik değerlendirmelere bilimsel veri sağlıyor.
 
Aynı zamanda uluslararası su gündemini de yakından takip ediyoruz. Birleşmiş Milletler süreçleri, küresel su forumları ve farklı bölgesel platformlarda aktif olarak yer alarak Türkiye’nin su yönetimine ilişkin yaklaşımını ve deneyimlerini uluslararası paydaşlarla paylaşmaya çalışıyoruz.

Fotoğraf Galerisi

İLERİ BİYOLOJİK ARITMA SİSTEMLERİ İLE ATIK SULAR YENİDEN KULLANILIYOR
Atık suların yeniden kullanımı konularında Türkiye’de hayata geçirilmeye en hazır teknoloji hangisi? 
 
Türkiye’de atık suların yeniden kullanımı, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir su yönetimi açısından giderek daha stratejik bir alan hâline gelmiş durumda. Bu dönüşüm, yalnızca teknolojik gelişmelerle değil aynı zamanda mevzuat ve kurumsal kapasitenin güçlenmesiyle de doğrudan ilişkili.
 
Mevcut durumda Türkiye’de atık suyun yeniden kullanımı açısından en hazır ve uygulanabilir teknoloji ileri biyolojik arıtma sistemleridir. Bu sistemler, hâlihazırda birçok atık su arıtma tesisinde kullanılarak mevcut altyapıya kolaylıkla entegre edilebiliyor. Ayrıca işletme deneyiminin yüksek olması ve maliyet açısından daha erişilebilir olması, özellikle tarımsal sulama gibi alanlarda hızlı uygulamayı mümkün kılıyor.
Türkiye’de atık suyun yeniden kullanımında kısa vadede en uygulanabilir çözüm ileri biyolojik arıtma sistemleri olarak öne çıkarken membran teknolojileri özellikle endüstriyel kullanımda giderek daha önemli bir rol üstlenecek. On İkinci Kalkınma Planı (2024-2028) ve ilgili bakanlık strateji belgelerinde de vurgulandığı üzere, arıtılmış atık suların yeniden kullanım oranlarının önümüzdeki dönemde artırılması hedefleniyor. Bu süreç, ülkemizin su yönetiminde hem teknolojik hem de kurumsal açıdan dönüşüm içinde olduğunu göstererek yeniden kullanım uygulamalarının yaygınlaşacağına işaret ediyor.
 
ARITILMIŞ ATIK SULAR TARIMSAL SULAMADA GÜVENLİ VE UYGULANABİLİR BİR ALTERNATİF
Türkiye’deki su tüketiminin yaklaşık %70’inden fazlası tarımda gerçekleşiyor. Vahşi sulamadan vazgeçmek için en büyük engelimiz nedir? 
 
Türkiye’de su tüketiminin %70’inden fazlasının tarım sektöründe gerçekleşmesi, sulama yöntemlerinin iyileştirilerek randımanın artırılmasını zorunlu kılıyor. Ancak bu dönüşümün önündeki en temel engel, modern sulama sistemlerine geçişte karşılaşılan yüksek ilk yatırım maliyetleridir. Bunun yanı sıra, uzun yıllara dayanan sulama alışkanlıkları ve “bol su = bol ürün” anlayışı da süreci yavaşlatan önemli davranışsal faktörler arasında yer alıyor.
 
Bakanlık olarak bu engelleri aşmak için çok boyutlu bir yaklaşım benimsenmiş durumda. Su verimliliğinin artırılmasına yönelik politikalar Ulusal Su Planı ve Su Verimliliği Strateji Belgesi (2023-2033) çerçevesinde ele alınıyor. Kırsal Kalkınma Yatırımlarını Destekleme Programı kapsamında damla ve yağmurlama sulama sistemlerine geçiş için çiftçilerimize proje bedelinin %50’sine kadar hibe desteği sağlanıyor, bu sayede geniş alanlarda modern sulama altyapısı kurularak su tasarrufu ile verimlilik artışı birlikte sağlanıyor. Bunun yanında, sulama birlikleri ve kooperatifler aracılığıyla suyun daha etkin yönetimi desteklenirken eğitim ve yayım faaliyetleriyle modern sulama tekniklerinin faydaları sahada somut örneklerle çiftçilerimize aktarılıyor. Özellikle su stresi yüksek bölgelerde yürütülen farkındalık çalışmalarıyla, vahşi sulamanın uzun vadede toprak tuzlanması ve verim kaybı gibi olumsuz etkileri daha görünür hâle getirilmekte.
 
Bakanlığımızın yürüttüğü ulusal ve uluslararası çalışmalar, tarımsal amaçlı geri kazanım için en uygun yöntemlerin belirlenmesine katkı sağlamaktadır. Bu kapsamda, SUEN’in proje ortağı olduğu AB fonu destekli WATERMED 4.0 projesi, arıtılmış atık suların tarımsal sulamada güvenli ve uygulanabilir bir seçenek olduğunu ortaya koymuştur. Proje kapsamında gerçekleştirilen saha anketleriyle çiftçilerin ve paydaşların yeniden kullanıma yönelik algıları ve kabul düzeyleri analiz edilmiş, sosyal boyutun geri kazanım faaliyetlerinin başarısında kritik bir unsur olduğu görülmüştür.

Fotoğraf Galerisi

TÜKETİM TERCİHLERİMİZ SU KAYNAKLARI ÜZERİNDE DOĞRUDAN ETKİLİ
Halk arasında çok bilinmeyen “su ayak izi” kavramı tüketim alışkanlıklarımızı nasıl değiştirmeli? 
 
Su ayak izi aslında bize tükettiğimiz her şeyin bir “su bedeli” olduğunu hatırlatır. Su tasarrufu yalnızca evdeki kullanımla sınırlı değildir; bir fincan kahvenin soframıza gelmesi için yaklaşık 140 litre, bir pamuklu tişört için ise 2 bin 500 litreden fazla su harcanır. Bu nedenle gıda, tekstil ve diğer ürünlerdeki “saklı suyu” fark etmek, daha bilinçli ve sürdürülebilir bir tüketim için temel bir gerekliliktir.
 
İkinci kritik alan israftır. Gıda israfıyla yalnızca gıdayı değil suyu, enerjiyi ve toprağı da kaybederiz. BM Çevre Programı’nın (UNEP) 2024 Gıda Atığı Endeksi’ne göre dünyada kişi başına yılda 79 kilogram gıda israf edilirken her gün 1 milyardan fazla öğün çöpe gidiyor. Bu sebeplerle planlı ve ihtiyaç kadar tüketim, porsiyon kontrolü ve artan gıdanın değerlendirilmesi kritik öneme sahiptir. 
 
Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi öncülüğünde Bakanlığımız tarafından başlatılan Ulusal Su Verimliliği Seferberliği, su ayak izi yaklaşımını öne çıkararak bireysel tüketim alışkanlıklarından kurumsal uygulamalara kadar geniş bir yelpazede suyun bilinçli kullanımını teşvik eder ve suyun korunması gereken stratejik bir değer olduğunu vurgular.
 
İSTANBUL ULUSLARARASI SU FORUMUNUN BU YIL BEŞİNCİSİ DÜZENLENİYOR
Türkiye Su Enstitüsü olarak bu yıl beşincisi gerçekleştirilecek İstanbul Uluslararası Su Forumunu hayata geçireceksiniz. Bu forumun ana temasından, amaçlarından ve ülkemize sağlayacağı katkılardan kısaca bahseder misiniz?
 
5-6 Mayıs 2026 tarihlerinde düzenleyeceğimiz 5. İstanbul Uluslararası Su Forumu (İUSF), suyun sürdürülebilir yönetimine odaklanan, bu alanda bilgi paylaşımının artırılmasının yanı sıra küresel, bölgesel ve ulusal sorunlara çözüm üretilmesini hedefleyen ve iş birliğini teşvik eden önemli uluslararası platformlardan biri olacak. 
 
5. İUSF’de, “Su Dirençliliğini Güçlendirmek: İnovasyondan Eyleme” ana teması altında çözüm bekleyen suyla ilgili küresel sorunları ele almayı, bilgi ve inovasyonu eyleme dönüştürmenin yollarını; diyalog, teknoloji, finansman, sağlık ve sektörler arası bağlantılar odağında tartışmayı hedefliyoruz. 
 
Üç yılda bir her Dünya Su Forumu’ndan bir yıl önce gerçekleştirilen Forum, ülkemizin ev sahipliğinde küresel su gündemine katkı sağlayan bir etkinlik olma özelliği taşımakta, uluslararası su camiasını İstanbul’da bir araya getirerek küresel ölçekte etki oluşturmakta.
 
5. İUSF gerçekleşeceği tarih itibarıyla kritik bir önem taşıyor. Önümüzde çok önemli küresel su etkinlikleri bulunuyor. Forum ile bu yıl aralık ayında düzenlenecek 2026 BM Su Konferansı, 2027 yılındaki 11. Dünya Su Forumu gibi küresel süreçlere katkı sağlamayı, ileriye dönük fikirler ve uygulanabilir öneriler sunmayı hedefliyoruz. İstanbul da tarih boyunca medeniyetleri suyla şekillendiren birleştirici ruhuyla, bu küresel diyalog için ilham verici bir mekân sunuyor. 

su verimliliği SUEN Lütfi Akca dünya su günü