TEMMUZ-AĞUSTOS 2026 / KAPAK KONUSU
Dünya un ticaretinin dörtte birine sahibiz
Güçlü üretim altyapısı, geniş ihracat ağı ve yüksek kalite standartlarıyla küresel un ticaretinin lokomotifi olan Türk un sanayisi, karşılaştığı tüm jeopolitik ve iklimsel sınavlara rağmen liderliğini korumaya devam ediyor. Sektörün güncel durumunu, üretim kapasitesini, yeni pazar hedeflerini ve iklim krizine karşı alınan stratejik önlemleri, Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu (TUSAF) Yönetim Kurulu Başkanı M. Mesut Çakmak dergimiz okuyucuları için anlattı.
Türkiye, uzun yıllardır dünya un ihracatında lider konumunu sürdürüyor. Mevcut durumda Türkiye’nin un ihracatındaki pazar payı, ana hedef pazarları ve bu liderliğin sürdürülebilirliği açısından sektörü değerlendirir misiniz?
Türkiye un sanayisi, güçlü üretim altyapısı, modern teknolojisi, ürün çeşitliliği ve geniş ihracat ağı sayesinde uzun yıllardır dünya un ihracatında lider konumda bulunuyor. Bu liderlik yalnızca yüksek üretim kapasitesinin değil, sektörümüzün farklı ülkelerin kalite ve ürün taleplerine hızla cevap verebilmesinin de bir sonucudur.
2025 yılında küresel ticaretteki daralma, jeopolitik gelişmeler ve ham maddeye erişimde yaşanan güçlükler nedeniyle un ihracatımız bir önceki yıla göre gerileyerek 2 milyon 344 bin 528 ton olarak gerçekleşti. Bunun karşılığında yaklaşık 873,2 milyon dolarlık ihracat geliri elde edildi. Ortalama ihracat birim fiyatımız ise ton başına yaklaşık 373 dolar seviyesine yükseldi. İhracat miktarındaki düşüşe rağmen Türkiye dünya liderliğini ve pazar çeşitliliğini korudu.
Suriye, 2025 yılında yaklaşık 630 bin tonluk ihracatla en hızlı büyüyen pazarımız oldu. Irak, geleneksel olarak en önemli pazarlarımızdan biri olmayı sürdürmekle birlikte bu pazardaki hacmimiz son dönemde geriledi. Somali, Gana ve diğer Afrika ülkelerinin yanı sıra Küba ve Endonezya gibi uzak pazarlarda kaydedilen gelişmeler, sektörümüzün yeni pazarlara ulaşma kabiliyetini gösteriyor.
2026 yılı için hedefimiz un ihracatını yeniden 3 milyon ton seviyesine taşımak. Dünya un ticaretinin yaklaşık 12 milyon tonluk büyüklüğü dikkate alındığında bu hedef, küresel ticaretin yaklaşık dörtte birine karşılık geliyor. Bununla birlikte Mısır ve Rusya gibi ülkelerin özellikle Afrika ve Orta Doğu’da güçlü bir fiyat rekabeti oluşturduğunu da görüyoruz.
Liderliğimizi yalnızca fiyat rekabetiyle sürdüremeyiz. Türk un sanayisinin temel avantajları kalite, gıda güvenilirliği, hızlı teslimat, müşteri talebine özel üretim ve Türk ununun uluslararası piyasalarda oluşturduğu güven ve marka değeri. Rekabetçi ham maddeye erişimin sürdürülmesi, Dahilde İşleme Rejiminin etkin işlemesi ve ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesi hâlinde Türkiye’nin küresel liderliğini önümüzdeki dönemde de sürdüreceğine inanıyoruz.
SEKTÖRÜMÜZÜN MEVCUT KAPASİTESİ TÜRKİYE’NİN İHTİYACININ OLDUKÇA ÜZERİNDE
Türk un sanayisinin yıllık işleme kapasitesi, iç piyasa tüketimi ve toplam ticaret hacmi rakamları hangi seviyelerde?
Türkiye un sanayisi, yaklaşık 28 milyon tonluk yıllık buğday işleme kapasitesine sahip. Biz TUSAF olarak geçen yıl 8 bölge derneğimizle bir çalışma başlatarak 81 ili taradık ve bir veri tabanı oluşturduk. Bu veri tabanına göre ülkemizde 472 kurulu un fabrikası mevcut. Bu fabrikaların yaklaşık 100 tanesi pasif durumda.
Yıllık un üretimimiz, iç ve dış talebin durumuna göre değişmekle birlikte ortalama 13-15 milyon ton seviyesinde. Bunun yaklaşık 12-13 milyon tonluk bölümü ekmek, unlu mamuller, makarna, bisküvi ve diğer gıda ürünleri üzerinden iç piyasada değerlendirilmekte; kalan bölümün önemli bir kısmı ise doğrudan un ihracatına konu olmakta. Ancak sektörün toplam ekonomik hacmi yalnızca doğrudan un ihracatıyla ölçülmemelidir. İç piyasaya yapılan satışlar, buğday ve yan ürün ticareti, kepek başta olmak üzere yem sektörüne sağlanan girdiler, lojistik, depolama ve unlu mamuller sanayisine oluşturulan katma değer de hesaba katılmalı.
Sektörümüzün mevcut kapasitesi Türkiye’nin ihtiyacının oldukça üzerinde. Kapasite fazlası, bir taraftan işletmeler üzerinde maliyet ve rekabet baskısı oluştururken diğer taraftan Türkiye’ye büyük bir ihracat potansiyeli kazandırıyor. Önümüzdeki dönemde mevcut kapasiteyi daha verimli, çevreci ve katma değerli üretimde kullanmayı hedefliyoruz.
Haber Görseli
M. Mesut Çakmak Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı
İç piyasadaki buğday arzı, sezonun gidişatı ve buğday alım politikaları sanayicilerin maliyetlerini nasıl etkiliyor?
2025 sezonunda olumsuz iklim koşullarının etkisiyle buğday üretimimiz yaklaşık 18 milyon ton seviyesine gerilemişti. TÜİK’in 2026 yılı ilk tahminine göre buğday üretiminin yüzde 26,7 artarak yaklaşık 22,8 milyon tona ulaşması bekleniyor. Bu güçlü toparlanma hem üreticimiz hem sanayimiz hem de ülkemizin gıda arz güvenliği açısından son derece değerli.
Rekoltenin yüksek olması tek başına yeterli değil. Ürünün protein oranı, glüten yapısı, hektolitre ağırlığı ve diğer kalite özellikleri de un sanayisinin kullanım imkânlarını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle sezonu yalnızca toplam üretim miktarı üzerinden değil, bölgesel dağılım ve kalite kompozisyonu üzerinden de değerlendiriyoruz.
TMO’nun 2026 yılı için ikinci grup ekmeklik ve makarnalık buğday alım fiyatını ton başına 16 bin 500 lira olarak belirlemesi, çiftçimizin ürününün değerinin korunması bakımından önemli bir referans oluşturmuştur. Açıklanan desteklerle birlikte üreticinin eline geçen toplam tutarın ton başına 19 bin 514 liraya ulaşması öngörülüyor. TMO’nun 1 Ekim’den itibaren uygulayacağını açıkladığı ikinci grup buğday satış fiyatı ise ton başına 18 bin 500 lira.
Üreticinin emeğinin karşılığını alması, üretimin sürdürülebilirliği açısından vazgeçilmezdir. Bununla birlikte sanayicinin de öngörülebilir fiyatlarla, doğru kalite ve yeterli miktarda ham maddeye ulaşabilmesi gerekir. Buğday fiyatının yanı sıra finansman, enerji, işçilik, ambalaj, lojistik ve kur hareketleri de un üretim maliyetini etkiliyor.
TMO’nun piyasayı düzenleyici rolü bu noktada büyük önem taşıyor. Alım, depolama ve satış politikalarının hasat dönemiyle sınırlı kalmadan yıl boyunca öngörülebilir bir takvim içinde yürütülmesi hem üreticinin korunmasına hem de sanayicinin maliyet ve stok planlaması yapabilmesine katkı sağlayacaktır. TUSAF olarak üretici, sanayici ve tüketici arasında sürdürülebilir bir dengenin oluşturulmasını savunuyoruz.
EKMEĞİN RENGİ TEK BAŞINA ONUN TAM BUĞDAY EKMEĞİ OLDUĞUNU GÖSTERMEZ
Un ve ekmekte renklendirici bileşenlerin kullanımını düzenleyen yeni tebliğler, un üretim süreçlerini ve ürün portföyünü nasıl dönüştürecektir?
Öncelikle teknik bir noktayı açıklığa kavuşturmak gerekir. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan düzenlemeler, genel anlamda bütün renklendiricilerden ziyade ekmek ve una koyu renk veya aroma vermek amacıyla kullanılan kavrulmuş malt unu, kavrulmuş nohut unu, koyu malt ekstraktı ve benzeri bileşenleri kapsıyor. Amaç, tüketicinin koyu renkli bir ürünü otomatik olarak tam buğdaylı veya besin değeri daha yüksek bir ürün olarak değerlendirmesinin önüne geçiyor.
Bu yaklaşımı tüketicinin doğru bilgilendirilmesi açısından önemli buluyoruz. Ekmeğin rengi tek başına onun tam buğday ekmeği veya daha sağlıklı bir ürün olduğunu göstermez. Bir ürünün niteliği, kullanılan buğdayın ve unun gerçek bileşimiyle belirlenmelidir.
Düzenleme, sektörümüz açısından reçetelerin gözden geçirilmesini, ham madde tedarikinin yeniden planlanmasını, ürün etiketlerinin güncellenmesini ve bazı ürünlerde deneme üretimleri yapılmasını gerektirecektir. Rengin bir pazarlama unsuru olarak kullanılmasından ziyade unun kül, lif, mineral ve kepek içeriği gibi gerçek özelliklerinin ön plana çıkacağı bir döneme giriyoruz. Bu dönüşüm, tam buğday unu ve tam buğday unlu ürünlerde standardizasyonun güçlenmesine de katkı sağlayacak. Tüketici koyu renk verilmiş beyaz unlu bir ürün ile gerçek tam buğday ürününü daha kolay ayırt edebilecek. Sanayicilerimiz teknik olarak bu dönüşümü gerçekleştirebilecek bilgiye, laboratuvar altyapısına ve üretim kabiliyetine sahip.
Geçiş süresinde işletmelerin mevcut stoklarını, ambalajlarını ve üretim planlarını uyarlayabileceği şekilde yönetilmesi oldukça önemli. TUSAF olarak Bakanlığımızla ve sektör paydaşlarımızla teknik görüş alışverişini sürdürerek düzenlemenin hem tüketici yararını hem de üretim gerçeklerini gözeten biçimde uygulanmasına katkı sağlamaya devam edeceğiz.
Sektörün özel amaçlı ve fonksiyonel un çeşitlerine geçişinde TUSAF olarak yürüttüğünüz çalışmalar nelerdir?
Dünyada un tüketimi giderek standart bir üründen, belirli kullanım alanlarına ve tüketici ihtiyaçlarına göre geliştirilmiş ürünlere yöneliyor. Yalnızca ekmeklik veya genel amaçlı unlardan değil; yüksek lifli, tam tahıllı, yüksek proteinli, mineral ve vitaminler bakımından zenginleştirilmiş ve belirli unlu mamullere özel olarak geliştirilmiş unlardan söz ediyoruz.
Türk un sanayisi bu dönüşüme cevap verebilecek güçlü bir teknik altyapıya sahiptir. Fırıncılık, baklava, börek, pide, pizza, bisküvi ve pastacılık gibi farklı kullanım alanları için özel unlar üretebiliyoruz. Üretim süreçlerinde öğütme tekniği, paçallama, tane boyutu, protein ve glüten özellikleri ürünün kullanım amacına göre belirleniyor.
TUSAF olarak üyelerimiz, üniversiteler, araştırma kuruluşları, Bakanlık ve sektörün diğer paydaşları arasında bilgi paylaşımını geliştirmeyi önemsiyoruz. Kongrelerimiz, eğitim programlarımız, teknik toplantılarımız ve sektör raporlarımız aracılığıyla tam tahıllı ürünler, fonksiyonel unlar, ürün güvenliği, kalite standardizasyonu ve yeni üretim teknolojileri konularını gündemde tutuyoruz.
Hedefimiz, Türk un sanayisinin yalnızca yüksek miktarda standart un üreten bir sektör değil, AR-GE ve inovasyon gücüyle yüksek katma değerli ürünler geliştiren bir gıda teknolojisi sektörü olarak konumlanmasıdır.
İklim değişikliğinin buğday kalitesi üzerindeki risklerine karşı tedarik zincirinde hangi stratejik önlemler alınıyor?
İklim değişikliği artık geleceğe ilişkin bir ihtimal değil, sektörümüzün bugün karşı karşıya olduğu somut bir üretim ve kalite riskidir. Kuraklık, düzensiz yağış, aşırı sıcaklık, don ve hasat dönemindeki ani yağışlar rekoltenin yanı sıra; buğdayın protein oranını, glüten yapısını, hektolitre ağırlığını, çimlenme durumunu ve depolama dayanıklılığını da etkileyebiliyor.
Bu risklere karşı ilk yapılması gereken, iklim koşullarına dayanıklı ve sanayinin ihtiyaç duyduğu kalite özelliklerine sahip yerli buğday çeşitlerinin geliştirilmesi. Sertifikalı tohum kullanımının yaygınlaştırılması, doğru çeşitlerin doğru bölgelerde yetiştirilmesi, modern sulama sistemleri ve toprak nemini koruyan tarım uygulamaları kritik öneme sahip.
Sanayi tarafında ise tedarikin farklı üretim bölgelerine yayılması, hasat öncesi kalite takibi, hızlı laboratuvar analizleri ve farklı özellikteki buğdayların doğru paçallama yöntemleriyle değerlendirilmesi önem kazanıyor. Lisanslı depoculuğun geliştirilmesi ve ürünlerin kalite sınıflarına göre ayrılarak depolanması, kaliteli buğdayın korunmasına ve gerçek değerinin oluşmasına katkıda bulunacaktır.
Tedarik zincirinde izlenebilirliğin ve sözleşmeli üretimin geliştirilmesini de önemsiyoruz. Sanayicinin ihtiyaç duyduğu kaliteyi önceden üreticiyle paylaşması, üreticinin alım ve fiyat güvencesine sahip olması, her iki taraf açısından da riski azaltacaktır.
Türkiye’nin yerli üretimini güçlendirmek temel önceliğimiz. Bunun yanında ihracata yönelik üretimin ihtiyaç duyduğu farklı kalite gruplarında tedarik kaynaklarının çeşitlendirilmesi de gıda sanayimizin devamlılığı açısından önemli bir risk yönetimi aracı.
İHRACATTA İLK HEDEFİMİZ YENİDEN 3 MİLYON TON SEVİYESİNE ULAŞMAK
Türkiye un sanayisinin önümüzdeki dönem hedefleri ve öncelikli gündem maddeleri nelerdir?
Orta vadede temel hedefimiz, Türkiye’nin dünya un ihracatındaki liderliğini korurken sektörün verimliliğini, katma değerini ve sürdürülebilirliğini artırmak. İhracatta ilk hedefimiz yeniden 3 milyon ton seviyesine ulaşmak; sonrasında ise pazar çeşitliliğini ve kilogram başına ihracat değerini yükseltmek. Bu doğrultuda öncelikli gündem maddelerimizi birkaç başlık altında topluyoruz. Birincisi, yerli buğday üretiminin miktar ve kalite açısından geliştirilmesi. Üreticimizin korunması, sertifikalı tohum kullanımının yaygınlaştırılması ve sanayinin ihtiyaç duyduğu kalite sınıflarının üretim planlamasına dâhil edilmesi gerekiyor.
İkincisi, sektörün rekabetçi ve öngörülebilir koşullarda ham maddeye erişimidir. TMO politikaları, Dahilde İşleme Rejimi ve dış ticaret düzenlemeleri hem üreticiyi hem sanayiciyi hem de tüketiciyi gözeten bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalı.
Üçüncü önceliğimiz, ihracat pazarlarını çeşitlendirmek. Geleneksel pazarlarımızdaki gücümüzü korurken Sahra Altı Afrika, Uzak Doğu, Güneydoğu Asya ve Latin Amerika gibi bölgelerde daha etkin olmayı hedefliyoruz. Yalnızca standart un değil, özel amaçlı ve yüksek katma değerli ürünlerle de dünya pazarlarında büyümek istiyoruz.
Dördüncü başlığımız yeşil dönüşümdür. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kullanımı, su tüketiminin azaltılması, karbon ayak izinin ölçülmesi ve yan ürünlerin etkin değerlendirilmesi önümüzdeki dönemin önemli rekabet unsurları olacaktır.
Dijitalleşme, otomasyon, izlenebilirlik, nitelikli insan kaynağı ve AR-GE kapasitesinin geliştirilmesi de önceliklerimiz arasında. Orta vadeli vizyonumuz, Türk un sanayisini yalnızca dünyanın en fazla un ihraç eden sektörü olarak değil; kalite, teknoloji, sürdürülebilirlik ve güvenilirlik açısından da dünyaya örnek olan bir sektör hâline getirmektir.