MAYIS-HAZİRAN 2026 / GÜNDEM
Süt sektörü, kırsal kalkınmanın lokomotifi ve sağlıklı beslenmenin güvencesi
Türkiye yıllık 21 milyon tonu aşan çiğ süt üretimiyle dünyada ilk 10, Avrupa’da ilk 3 ülke arasında yer alıyor. Dünya Süt Günü vesilesiyle bir araya geldiğimiz Türkiye Süt Üreticileri Merkez Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Tevfik Keskin, süt üretiminin önemi ve üretimin sürdürülebilirliği için neler yapılması gerektiğini siz dergimiz okuyucuları için anlattı.
Süt sektörünün hem ekonomik hem de toplumsal açıdan taşıdığı önemi nasıl tanımlarsınız?
Bugün sofralarımıza gelen her ürünün arkasında bir çiftçimizin, üreticimizin; alın teri, emeği ve büyük bir fedakârlığı var. Güçlü ülkelerin en büyük gücü üretimdir, üreten çiftçi ise o ülkenin stratejik gücüdür. Toprağını işleyen, hayvanına emek veren, tüm zorluklara rağmen üretmeye devam eden her üreticimiz, aslında ülkemizin yarınlarını inşa ediyor. Süt sektörü hem kırsal kalkınmanın lokomotifi hem de toplumumuzun sağlıklı beslenmesinin en temel güvencesidir. Üretmek yalnızca ekonomik bir faaliyet değil; toprağa, emeğe ve geleceğe sahip çıkmaktır. Çünkü üretmek gerçekten bir ayrıcalıktır. Özellikle süt üreticilerimiz yalnızca süt üretmiyor; kırsal kalkınmaya katkı sağlıyor, gıda güvenliğini koruyor ve sürdürülebilir geleceğin teminatı oluyor.
Süt sektörünün çözülmesi gereken temel sorunları nelerdir?
Sektörümüzün sürdürülebilirliği açısından bazı temel sorunların çözümüne yönelik destek ve düzenlemelere ihtiyaç var. Süt üretiminin devamlılığı için üreticimizin öngörülebilir ve sürdürülebilir bir gelir yapısına kavuşması büyük önem taşıyor. Bu kapsamda; çiğ süt fiyatlarının maliyet odaklı ve üreticiyi koruyacak
şekilde belirlenmesi, yem başta olmak üzere girdi maliyetlerini azaltacak destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik pozitif destek uygulamalarının artırılması, genç üreticileri teşvik edecek projelerin yaygınlaştırılması, süt piyasasında planlı üretim ve istikrarın sağlanması, sektörümüz adına büyük önem taşıyor. Çünkü üretimin olduğu yerde umut vardır, bereket vardır, güçlü bir gelecek vardır.
Tarım ve hayvancılık sadece bir sektör değil; doğrudan ülkemizin geleceği ve millî güvenliğiyle ilgili stratejik bir alan. Çiftçimizin, üreticilerimizin emeği korunursa üretim artar, üretim arttıkça ülkemiz daha da güçlenir. Alın teriyle yapılan üretim ise toplumların en kıymetli sermayesidir.
Peki, elimizdeki güncel veriler bize ne söylüyor? Türkiye’deki üretim hacmi ve tüketim alışkanlıkları ne durumda?
Stratejik önemi her geçen gün artan bu dinamik sektörü; mevcut veriler, yapısal dönüşümler ve gelecek vizyonu çerçevesinde şu şekilde özetleyebiliriz:
TÜİK’in en güncel verilerine göre ülkemizdeki çiğ süt üretimi yıllık 21 milyon 379 bin ton seviyesinde. Bu üretimin yüzde 94,5’ini yani çok büyük bir kısmını inek sütü oluştururken;
kalan bölümü koyun, keçi ve manda sütünden elde ediliyor.
Tüketim alışkanlıklarımıza bakıldığında ise Türkiye, dünyadaki birçok ülkeye kıyasla “içme sütü” tüketiminde geride kalırken sütün işlenmiş türevleri olan yoğurt, peynir ve ayran tüketiminde ön sıralarda yer alıyor. Kişi başı süt ve süt ürünleri tüketimimiz (süt eş değeri olarak) gelişmiş ülkelerin seviyelerine yakın olsa da bunu doğrudan süt içerek değil geleneksel ürünlerimiz vasıtasıyla gerçekleştirmekteyiz.
Haber Görseli
Tevfik Keskin Türkiye Süt Üreticileri Merkez Birliği Yönetim Kurulu Başkanı
ÇİĞ SÜTÜN SANAYİYE AKTARILMA ORANINI ARTIRMALIYIZ
Üretilen bu sütün ne kadarı kayıtlı sanayiye ulaşıyor? Türkiye’nin küresel ölçekteki konumu ve sanayileşme oranındaki temel eksiği nedir?
Sütün işlenme oranları ve Türkiye’nin konumu üretilen çiğ sütün sanayiye ve hane halkına dağılımı şu şekilde: Üretilen çiğ sütün yüzde 60,9’u süt toplama merkezlerine ve ticari süt işleme tesislerine (modern fabrikalar, mandıralar) satılıyor. Yüzde 17,1’i doğrudan tüketiciye, sokak sütçülerine veya yerel işletmelere (pastane, dondurmacı vb.) yönlendiriliyor. Yüzde 14,1’i tarımsal işletmelerin kendi hanelerinde peynir, tereyağı veya yoğurt gibi ürünlere dönüştürülüyor. Yüzde 7,9’u hayvan besleme, hane içi doğrudan tüketim ve kayıt dışı/kayıplardan oluşuyor.
Türkiye, bu üretim hacmiyle dünyanın en büyük ilk 10 çiğ süt üreticisinden biri; Avrupa’da ise ilk 3 içinde yer alıyor. Ancak sektörümüzün temel problemi üretim miktarından ziyade, çiğ sütün sanayiye aktarılan oranının (yaklaşık yüzde 61) batı ülkelerine göre hâlâ düşük kalmasıdır. Kayıtlılığı artırmak ve sütün tamamına yakınını modern tesislerde işlemek ana hedefimiz olmalıdır.
SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİNDE NET İHRACATÇIYIZ
Sektörün dış ticaret boyutunu değerlendirirseniz, ithalat ve ihracat dengesinde nasıl bir politika izlenmeli ve hangi pazarlar öne çıkıyor?
Süt ve süt ürünlerinde net ihracatçı konumunda olan bir ülkeyiz. Türkiye genel olarak süt ve süt ürünlerinde kendine yeterli bir ülke. İthalat daha çok dönemsel arz-talep dengesi, sanayi ihtiyacı veya bazı özel ürün gruplarında sınırlı düzeyde gerçekleşiyor. İhracatta ise özellikle peynir, süt tozu, tereyağı, UHT süt ve dondurma ürünlerinde önemli bir potansiyel bulunuyor. Orta Doğu, Türk Cumhuriyetleri ve bazı Asya ülkeleri önemli pazarlarımız arasında. Son yıllarda ihracatımız artış eğiliminde olsa da küresel rekabet, maliyetler ve zaman zaman yaşanan lojistik sorunlar sektörü etkiliyor. Burada en önemli hedefimiz; katma değerli ürün ihracatını artırmak ve Türk süt sektörünün uluslararası pazarlardaki marka gücünü yükseltmektir.
Ülkemizin turizm potansiyeli ve dönemsel ihtiyaçları da göz önünde bulundurulduğunda, belirli dönemlerde ithalat yapılması gerekebilir. Ancak ithalatın, iç piyasadaki üreticilerimizin zarar görmesine neden olmayacak şekilde, üretim maliyetleri dikkate alınarak ve piyasa dengesini koruyacak bir anlayışla, mümkünse tek elden yürütülmesinin daha doğru olacağını düşünüyorum.
Türkiye, süt işleme kapasitesi ve ürün çeşitliliği bakımından oldukça güçlü bir altyapıya sahip. Özellikle peynir çeşitliliği ve fermente süt ürünlerinde önemli bir potansiyele sahibiz. Ancak kayıtlı üretimin artırılması, soğuk zincirin güçlendirilmesi ve üreticinin örgütlü yapılar içinde desteklenmesi sektörün daha ileri seviyeye taşınması açısından kritik önem taşıyor. Özellikle Orta Doğu (Irak, Suudi Arabistan), Kafkasya (Gürcistan), Orta Asya ve Kuzey Afrika pazarlarına ciddi miktarda peynir, yağsız süt tozu, whey (peynir altı suyu tozu), yoğurt ve ayran ihraç ediliyor. Son dönemde peynir ihracatımız ve süt tozu dış pazar payımız katlanarak artmış durumda.
YEM-SÜT PARİTESİ KORUNMALI
Sürdürülebilir üretim için Merkez Birliği olarak ajandanızda hangi projeler yer alıyor?
Süt üretiminin sürdürülebilir şekilde artması ve üreticinin sektörde kalması için acilen çözülmesi gereken kronik sorunlarla ilgili üzerinde çalıştığımız çözüm önerilerimiz var. Öncelikle yem-süt paritesinin korunması çok önemli. Üreticinin istikrarı için 1 litre süt sattığında en az 1,5 kg yem alabilmesi (1,5 paritesi) hayati önem taşır. Girdi maliyetlerinin (yem, elektrik, mazot) baskılanması veya desteklerin bu pariteye göre dinamik olarak ayarlanması gerekir.
Hastalıktan ari işletmelerin teşvik edilmesi de çok önemli. Hayvan hastalıkları ile mücadele üretimin sürdürülebilirliği için şart. Bu bağlamda, özellikle tüberküloz ve brusella gibi hastalıklardan ari (temiz) çiftliklerin destekleme kapsamlarının genişletilmesi ve ari çiftlik sayısının artırılması üretimi doğrudan büyütecektir.
Genç çiftçi desteklerinin artırılması da bir diğer konu. Kırsaldaki nüfus yaşlanıyor. Gençlerin süt hayvancılığına yönelmesi için özel hibe ve sosyal güvenlik prim destekleri devreye sokulmalı.
Türkiye Süt Üreticileri Merkez Birliği olarak üreticimizin emeğinin korunması, tüketicimizin güvenilir gıdaya erişimi ve ülkemiz hayvancılığının daha güçlü bir yapıya kavuşması için Bakanlığımızla ve kamu kurumlarımızla iş birliği içinde çalışmaya devam edeceğimizi ifade etmek istiyorum.