OCAK-ŞUBAT 2018 / YAPRAK

Tarım ve Coğrafya


Günay GÜNER    

20.03.2018 

Coğrafya, yeryüzünü fiziksel, ekonomik, beşeri, siyasal yönlerden inceleyen bilim; bir yeryüzü parçasını, bir bölgeyi, bir ülkeyi belirleyen, niteleyen, fiziksel, ekonomik, beşeri, siyasal gerçekliklerin tümü, diye tanımlanır.
İbn-i Haldun “Coğrafya kaderdir” der. Büyük ölçüde doğrudur. Hatta büyük uygarlıkların, kültürlerin genellikle deniz kıyılarında, ırmak kıyılarında doğduğu da gerçektir. Coğrafya, yeryüzünü fiziksel, ekonomik, beşeri, siyasal yönlerden inceleyen bilim; bir yeryüzü parçasını, bir bölgeyi, bir ülkeyi belirleyen, niteleyen, fiziksel, ekonomik, beşeri, siyasal gerçekliklerin tümü, diye tanımlanır.

Ulaşım, iklim, strateji, siyasi, ekonomi, jeoloji, topografya gibi birçok alanda kullanılan coğrafya terimi kuşkusuz tarımla da doğrudan ilgilidir. Tarımla coğrafya arasında bir araştırma, bilim alanı olarak kurulan ortaklık, yersel (mekânsal) bir ortaklıktır. Var olan coğrafya, toplumun üzerine başlıca iki tarımsal sorumluluk yükler: İlki coğrafyanın elverişliliğini en iyi düzeyde değerlendirmek. Diğeri ise olumsuz etkenleri teknoloji aracılığıyla en aza indirmek.

Türkiye’de Cumhuriyet öncesinin ilk tarım coğrafyası yapıtı, hakkında fazla bilgi bulunmayan Binbaşı Hüseyin adlı yazarın “Osmanlı Ülkeleri Ziraat Coğrafyası” (Memâlik-i Osmaniyye Coğrafya-i Ziraî) konulu kitabıdır. Cumhuriyet döneminde ise kitap bölümü olarak ilk tarım coğrafyası çalışması, Ali Macit Arda’nın Beşeri Coğrafya konulu yapıtında yer alır. (Doğanay, Hayati, Coşkun, O, “Tarım Coğrafyası”, PEGEM Akademi Yay., 2012).

Tarımın doğal koşullara kökensel bağlılığı bilinen bir gerçektir. Doğal koşullar ise genellikle coğrafyanın iklimsel özelliklerini belirler. Tarımsal üretim etkinliği yağışların, hava ısısının, benzer diğer ögelerin durumuna göre biçimlenir. Hatta ürün türleri yönünden de belirtilen etkiden söz edilebilir. Tarım ile yeryüzü şekilleri arasındaki ilişki de önemlidir. Dağlık, düzlük bölgelerin dağılımı ürünlere de yansıyacaktır. Örneğin fındık genellikle eğimli alanlarda yetiştirilir.

Üretim, toplumsal (beşeri) özelliklerden (gelenek, alışkanlık, deneyim, çevre…) etkilenir. Balıkçılık kıyı bölgelerinin başat üretim dalını oluşturur. Aynı zamanda coğrafya denince hayvancılık da düşünülmelidir. Hayvancılık için geniş otlaklar, söz konusu alanların oluşması için uygun iklim koşulları gerekir. Evcil hayvanların, kümes hayvancılığının, arıcılığın varlığı da yerin doğal yapısına bağlıdır.

Ülke coğrafyasının su olanaklarını iyi bilmek, savurganlığa yol açmadan, en iyi biçimde (optimum) kullanmak konunun bir diğer önemli boyutudur. Yeryüzünün geleceğinde su miktarının azalacağı, suyun daha değerli olacağı çeşitli bilimsel çalışmalarda belirtilmektedir. Yine bu amaçla uygun sulama tekniklerinin uygulanması yönünde gelişmeler sağlanmaktadır. Son yıllarda bazı ülkelerin, coğrafyası elverişli ülkelerde araziler kiraladıkları; buralarda üretimi yaptıkları gözlenmektedir. Bu eğilimin nedenleri arasında, kendi ülke coğrafyalarının gıda üretimi için istenen durumda olmaması vardır. Yılın büyük bölümünde kış mevsiminin egemen olduğu kuzey ülkeleri buna örnektir. Böylesi bir coğrafyada ve iklimde yapılacak tarımın boyutu çok sınırlıdır.

Türkiye dört mevsimin ayrı ayrı, düzenli olarak yaşandığı bir güzel ülkedir. Ozanın, “Dörtnala gelip Uzak Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim”. dizeleriyle şiirleştirdiği ülkemizin coğrafi zenginliğine pek az ülkede rastlanabilir. Kıyılarımızda genellikle ılık bir iklim egemendir. Karadeniz, balıkçılığın yanı sıra fındık, çay, kivi, bal üretiminde güçlüdür. Ege denince tarih boyunca üzüm, zeytin, narenciye akla gelir. Güneyde tahılı, pamuğu, narenciyeyi, meyveciliği, sebzeciliği; iç bölgelerde yine “ambar” nitelemesini hak edecek ölçüde tahıl üretimini; doğuya bakınca hayvancılığı… anımsarız. Bu varsıllık Türkiye’nin aynı zamanda çalışkan insanların ülkesi olduğunu da gösterir. Ne mutlu ki böyle bir coğrafyanın, böyle bir ülkenin sahibiyiz.